PEYGAMBERÎ AHLÂKI MUHAFAZA



“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”
(Kur’ân-ı Kerim, 5/51)

PEYGAMBERÎAHLÂKIMUHAFAZA VE YILBAŞI KUTLAMALARI

Cenâb-ı Hak, insanlara (inanç itibariyle bir olmakla beraber) farklı şeriatlar göndererek, kendisine bu ilâhî davet yollarıyla kulluk yapmalarını emretmiştir. Kendilerine gelen Peygamber ve kitaplarla kulluk istikametleri belirlenen her millet için; emirler, nehiyler, ibadet ve itaat şekilleri belirlenmiştir. Bunu Mâide sûresinde geçen şu âyet-i kerime açıkça ifade etmektedir. “Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk.”

Önceki şeriat ve kitapları nesheden Muhammedî şeriat ile de kıyamete kadar gelecek olan mü’minlerin ibadet, muamelat, yaşam biçimleri belirlenmiş, Rasûlullah (s.a.v.)’in bizatihi hayatı ile hakikati üzere ortaya konmuştur. Bu Muhammedî şeriat, bütün insanlığı içine alan bir davettir.

Mü’minler için Kur’ân-ı Kerim’in her bir âyeti, nasıl uyulması gereken bir şeriat ise, Rasûlullah (s.a.v.)’in her bir sünneti de o şeriat çerçevesinde takip edilmesi gereken hidayet kandilleridir.

Dini, hayat nizamı olarak ele alır isek insanın yaşam içerisindeki her bir anı; ibadetleri, insanlarla ilişkileri, giyim-kuşam, yeme-içme, iş-aile düzeni, hatta bayram ve eğlencesi Kur’an ve Sünnet çerçevesi dâhilinde olması gerekir. Cenâb-ı Hakk’ın murat ettiği istikametin hakikati de budur. Bu manadaki bir âyet-i kerime şöyledir:

“Peygamber size neyi getirdiyse onu alın, neden nehyettiyse ondan sakının.” (Kur’ân-ı Kerim, 59/7)

Her ne kadar neshedilmiş ve tahrife uğramış olsa da bugün sair din mensuplarının, nasıl kendilerince kutsal saydıkları özel günleri, bayramları var ise, şeriat-ı Muhammediye’ye iman ve iktida etmiş Müslümanların da kendilerine mahsus özel gün ve bayramları vardır.

Enes (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde Medinelilerin iki (bayram) günleri vardı. O günlerde eğlenirlerdi. “Bu iki gün(ün mana ve mahiyeti) nedir?” diye sordu. Onlar; “Biz cahiliye devrinde bu günlerde eğlenirdik!” deyince Rasûlullah (s.a.v.): “Allah, bu iki bayramınızı onlardan daha hayırlı diğer iki günle değiştirdi: Kurban bayramı, Fıtır (Ramazan) bayramı.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât 245)

Rasûlullah (s.a.v.), tevhid akidesini ikame ederken cahiliye müşriklerinin ve inançlarına şirk karıştıran Ehl-i Kitab’ın (Yahudi ve Hıristiyan) âdet, örf, söz ve inanışlarından şiddetle uzak durmuş, her hususta muhalefet ederek onlara karşı Peygamberî tavrını ortaya koymuştur.

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz, özellikle o dönemde Medine ve çevresinde kabileler halinde yaşayan Yahudiler olmak üzere Ehl-i Kitab’a o denli muhalefet etmiştir ki, Yahudiler kendilerini; “Bu adam ne yapmak istiyor? Bize muhalefet etmediği bir şey bırakmadı!” sözünü söylemekten alıkoyamamışlardır.

Efendimiz (s.a.v.)’in onlara olan muhalefeti, yukarıda izah ettiğimiz gibi bir şeriatın dâhilinde yaşanması gereken hayatın hemen her safhasında tahakkuk etmiştir.

Bugün birçok müslümanın -kendince- önemsiz sayarak Ehl-i Kitab’ı taklit ettiği birçok hususta Efendimiz (s.a.v.) onların zıddına harekete etmiş ve ümmetine de muhalefet etmelerini emretmiştir ki bu, şu hadis-i şerifin tasdiki manasına gelen bir haldir. “Sizler, kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpa tıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık bir keler deliğine girseler oraya siz de gireceksiniz.” Oradakiler; “Ey Allah'ın Rasûlü! (Onlar) Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?” diye sordular. Rasûlullah (s.a.v.) cevaben; “Bunlar değilse kimler olur?” buyurmuştur. (İbn-i Mâce, Fiten 17, 3994) Manası son derece açık olan bu hadis-i şerifle Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), kendisinden sonra ümmetin İslâm dininin birçok düsturlarından ayrılacağını ve şirkin çirkinliğiyle karışmış Ehl-i Kitab’a benzemek suretiyle fitneye düşeceğini haber vermiştir.

İbn-i Ömer'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v): “Kim bir millete benzemeye özenirse o da onlardan sayılır.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Libas, 4031)

Bu manadan olarak diğer bir hadislerinde ise Rasûlullah (s.a.v.): “Bizden başkalarına benzemeye çalışanlar bizden değildir...” buyurmuştur. (Tirmizî, İsti’zan 7, 2695)

Efendimiz’in, sair din mensuplarının yollarına, hareket ve ahlâklarına, dinî telakkilerine, örf ve âdetlerine benzemekten ümmetini nehyettiğine ve bizatihi kendisinin de onlara muhalefet ettiğine dair hadis ve siyer kitaplarında birçok misal zikrolunmaktadır. Biz, bu misallerden sadece bir kaçını zikretmek istiyoruz:

- Ubâde b. Samit (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), cenaze kabre konuncaya kadar ayakta dururdu. (Bir gün) bir Yahudi âlimi kendisine uğrayıp; “(Yâ Muhammed!) Biz (de) böyle yaparız.” dedi. Bundan sonra Peygamber (s.a.v.) (cenaze için ayakta durmayı terkedip) oturdu ve (bize); “(Siz de) oturunuz, Yahudilere muhalefet ediniz!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cenaze, h.no: 3176)

- Amr b. el-Âs (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz, Ehl-i Kitab’ın orucu ile bizim orucumuzun arasındaki fark, sahur yemeğidir.” (Ebû Dâvûd, Oruç, h.no: 2343)

- “Müslümanlar iftarda acele ettikleri müddetçe din üstün olmaya devam eder. Çünkü Yahudiler ve Hıristiyanlar iftarı gecikti¬rirler.” (Ebû Dâvûd, Oruç, h.no: 2353)

- Sâlih b. Hasan (r.a.)’dan rivâyete göre, o şöyle demiştir: Saîd b. Müseyyeb’in şöyle dediğini işittim: “Allah güzeldir, güzel olan şeyleri sever; temizdir, temiz olan şeyleri sever; ikram sahibidir, ikram edenleri sever; cömerttir, cömert olanları sever. Siz de evleriniz gibi zannedersem avlularınızı dedi temiz tutunuz. Yahudilere benzemeyiniz.” (Tirmizi, Edep, 2799)

Bugün birçok müslümanın bu misallerde görülen Peygamberî ahlâkın aksine hareket ettikleri müşahede edilmektedir ki, buna muhtelif etkinlikleriyle iştirak ettikleri Yılbaşı (Noel) kutlamaları en açık bir delildir.

Kalplerde ve kalplerde olanın akisleri olarak ortaya konan ahlâk ve yaşantılarda, ittiba ve istikamet kuvvetinin bulunmayışı, İslâmî hüviyetin Asr-ı Saadet’te temessül ettiği hâl üzere muhafaza edilmemesine sebep olmuştur.

“Hakkı batıldan ayıran” manasına gelen “Fâruk” lakabına sahip Ömer b. Hattab (r.a.), Müslümanların, kendi bayramları dışındaki bayramlar karşısında takınmaları gereken tavrı açık bir şekilde ortaya koymuştur: “Allah'ın düşmanlarının bayramlarından sakınınız!” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ)

“Ne zararı var?” ya da “Bizim niyetimiz onların dinlerine tabi olmak değil!” gibi sözlerin yanlışlığını, Ehl-i Kitab’ın hâlleriyle hâllenmek; onları, kendi dinlerine mahsus giyim, kuşam vs. de taklit etmek hakkında fıkıh ve akaid âlimlerinin serdetmiş oldukları hükümler açıkça ortaya koymaktadır. İmâm-ı Rabbânî efendimizin, Mektûbât’ında, diğer din mensuplarının dinî bayramlarında onlara iştirak etme hususunda kaydettiği şu cümleler bu konunun ne kadar ehemmiyetli olduğuna delalet etmektedir:

“Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Yahudilerce bilinen gün âdetlerine uymak küfrü icap ettirip şirki gerektirir. Nitekim Ehl-i İslâm'ın cahilleri, bilhassa kadın kısımları küffarın belli günlerinde küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları kendileri için de bayram kabul edip kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlara benzeyen hediyeler yollamaktadırlar. Zarflarını dahi küffar gibi o mevsimde boyarlar. Ayrıca onları kırmızı pirinçle doldurduktan sonra yollarlar. O mevsime de tam manası ile itina ederler. Bütün bu anlatılanlar şirktir ve Allah'ın dinine karşı küfürdür. Bu manada, Allah Teâlâ, şöyle buyurdu: ‘Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.’ (Yusuf, 12/106)” (Mektûbât-ı Rabbânî, 453. Mektup) Maalesef bugün birçok Müslüman, İmâm-ı Rabbânî efendimizin haber verdiği bu tehlikeden habersiz bir şekilde bu tür yanlışlıklara düşmektedirler.

Müslümanların yılbaşı, hicrî takvimin ilk ayı olan ve arefesinde bulunduğumuz Muharrem ayının biridir. İçerisinde meydana gelen “Hicret” gibi büyük bir hadisenin ehemmiyetinden dolayı Hz. Ömer efendimizin halifeliği döneminde Müslümanların yılbaşı olarak tayin edilmiştir.

Bugün Hicrî yılbaşını kutlayan hiçbir gayr-i Müslim yok iken, Müslümanların, Hıristiyanların dinî bir bayramı olan Milâdî Yılbaşı’nı kutlamaları, kimin hangi cihete tabi olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Muharrem ayının 10’una tekabül eden Aşûre Günü’nde ise, Peygamberimiz (s.a.v.) oruç tutmuş ve tutulmasını ümmetine tavsiye etmiştir. Hatta Aşûre Günü ile beraber bir gün önce veya bir gün sonrasının da oruçla geçirilmesini emretmiştir ki, bunda Ehl-i Kitap’tan Yahudilere muhalefet etmek vardır. “Aşûre Günü oruç tutun! Yahudilere benzememek için bir gün önce veya bir gün sonra da tutun!” (Ahmed b. Hanbel; Beyhakî, Şuabu’l-Îman)

Yukarıdaki izahlar ve örnek olarak vermiş olduğumuz hadis-i şeriflerden anlaşılan mana şudur: Allah ve Peygamber’i (s.a.v.), İslâm ahlâkının dışındaki hiçbir ahlâktan razı ve hoşnut değildir. Öyleyse izan sahibi her mü’min, ebedî kurtuluş rehberimiz olan Kur’ân’ın ve O’nun mübelliği Rasûlullah Efendimiz’in ahlâkını muhafaza etmeye çalışmalıdır. Allah’ın rızasını ve Habibi’nin yolunu, vasıfları “Allah’ın kendilerine gazap ettikleri ve dalalette olanlar” olan, Hak’tan uzak, şirk ehli insanların ahlâkına tercih etmemelidir.

Ve’s-selâmu alâ menittebea’l-Hudâ!

Kaynak:Rehber Dergisi

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><b><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Google
 

Sponsorlu bağlantılar

Anket

Sinema ve dizilerin islami yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?:

Son yorumlar