AHMET HULUSİ’ NİN , İNSANI KÜFRE SOKACAK YANLIŞLARI


Kitapları Baştan başa kelime oyunları ve tüm gerçekleri inkâr eder nitelikte ve tahriflerle dolu olan. İnsanları yanıltıp inkâra götürücü ve bindörtyüz seneden beri gelen süzel inançları yok edici sözleri aşağıdaki bölümlerde tek tek açıklanacaktır.

Öncelikle Sayın Hulusi; Tüm kitabınızda Kur’an-ı Kerîm’e ve sağlam hadislere dayanan, peygamberimizden günümüze kadar sapasağlam en güzel şekilde gelen:

Allah, melek, ruh, cin, şeytan, ahiret, cennet ve cehennem inancını yıkarak ve de Vahdet-i Vücud görüşünün kafasını, gözünü kırarak, kendinize göre öncekilere hiç benzemeyen bir şekilde empoze etmek istiyorsunuz. Daha doğrusu; insanları ve tüm canlı, cansız,temiz- pis, her şeyi, her zerreyi “Allah” kabul ederek,” Allah, zatıyla ve tüm sıfatlarıyla, her zerrenin içindedir” diyip , yeni bir din icad ediyor ; bunu da sizin keşfiniz olduğunu söylüyorsunuz !

Nasıl mı? İşte zihinleri karıştıran sözleriniz:

a-Önce Tanrı kelimesini tenkid ederek; ”gökte, ötelerde bir Tanrı yoktur.” diyorsunuz.

b-Sonra daha ileri giderek; “İlah yoktur, Ötede, göklerde bir İlah yoktur.” diyorsunuz.

c-“Allah Kur’an-da İlah yoktur dediği halde, adamlar ilahiyat fakültesi kurmuşlar. İşte onların ilimleri bu kadardır.” derken ne hale düştüğünüzün farkında mısınız?…

Çünkü; göklerin ve yerin İlahı vardır. O da Allah’dır. Halbuki siz, Bektaşi gibi cümleyi yarıda kesiyorsunuz, Lâ İlâhe deyip İllâllah lafzını söylemek istemiyorsunuz. İlerideki bölümlerde göreceksiniz .

ç- Allah (c.c.) Kur’an-ı Keriminde:

“(Ey insanlar! ) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.” ( Hakka suresi ayet: 18)

yine başka bir ayette;

“ Musa da: Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım, dedi.” (Mü’min suresi.ayet: 27)

“ Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çarçabuk görendir.” (Mü’min suresi.ayet: 17)

Buyurduğu halde siz:

d-“İbadetler, rıza kazanmak için değil, İkinci yaşamda kimse senden hesap sormayacak. Bu ibadetleri (fizikî) fayda ve cehennem olan güneşin! çekiminden kaçabilmek için yapıyorsun . ” diyebiliyorsunuz!

e-“Ötelerde arşta bir ilah yoktur. Allah diye işaret edilen, insanların özünde” diyor ve Allah’ı arştan indirip, kafir, ateist her tip insanın özüne hapsediyorsunuz!

f-“Holografik esasa göre, her zerrede tümüyle, tasavvufa göre her zerrede zatıyla, sıfatıyla, isimleriyle mevcuttur.” diyebiliyor ve Allah’ı (c.c.) maddelerin içine sıkıştırıyorsunuz. Hâşâ Allah o anlayışlardan berîdir, ilmi ve kudretiyle her zerreye hakimdir. Yerleri ve gökleri yarattıktan sonra arşa [Ancak kendisinin bileceği halde] istiva etmiştir.

g-Allah’ın ruh üflemesini, meleklerin ruh üflemesini bildiren âyet ve hadisleri görmemezlikten gelip hiçe sayarak: “Beyin kendi ruhunu üretir.” diyebiliyorsunuz.

h-“Evrende sayısız dalga boyları katmanlarında, sayısız bilinç türleri vardır. Dünyamızda bu alt katmanlarda yaşayan bu canlı türlerinin bir kısmına da o devirde “ cin” adı verilmiştir.” derken:

Sanki cinler kendiliğinden var olmuş ve o zamanki insanlar, onlara “cin”ismini takmış gibi

“ Ben cinleri ve insanları ancak ibadet etsinler diye yarattım.”

âyetini ve Kur’an-da insan suresi olduğu gibi bir de cin suresi olduğunu, cin ismini, Allah’ın Kur’an’da bildirdiğini, babaları Cann’ın yalın ateşten yaratıldığını, Hz. Süleyman’ın ve peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in hem insanlara hem cinlere peygamber olduğunu:

“Biz cenneti ve cehennemi insanlar ve cinlerle dolduracağız.”

Ayetini, bildiğiniz halde yok sayarak, Kur’an daki “cinlerle” ilgili diğer ayetleri, onların Hz. Süleyman’ın emriyle Mescid-i Aksa’yı inşâ ettiklerini ve bir çok hizmetlerde bulunduklarını; kaleler, heykeller, sabit kazanlar yaptıklarını; peygamberimizin ilk yıllarında ise: Kur’an-da bildirildiği gibi bir cin; sabah namazında peygamberimizi dinleyerek kavmine haber vermesi sonucu, Allah’ın hidayeti ile müslüman olduklarını, onların da salihleri ve ermiş velileri olduğunu, İmam Taberi’nin rivayetine göre;

“Onlardan sekiz yüz peygamber geldiğini” bilmeniz gerekirken; bunları hiç kâle almadan, onlar tabiat kuvvetlerinden bir enerjiymiş ve ölüm ötesinde melekler ve disiplin yokmuş da orada insanlara nüfuz edeceklermiş gibi ciddiyetten uzak laflar edebiliyorsunuz.!

İşte ayet

“(Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur’an dinledik .” (Cin Sûresi âyet:1)

“Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.” (Cin Sûresi âyet:2)

i-Neredeyse Cebrail (a.s)’ı postacıya benzeterek istihza…

Peygamberimizi (s.a.s.)’i de , güya tenzih etmek için…robota benzetiyorsunuz ?

Her bölümde “Allah diye işaret edilen” ifadesini kullanırken : Allah (c.c.) görünen bir mekanda sabit, parmakla işaret edilir bir cisimmiş gibi, bir şekle sokmuyor musunuz? Veya Allah’ın zatı yok mu ki; Allah diye işaret edilen tabirini kullanıyorsunuz. Haşa!

Avnullah Özmansur Hocaefendinin eserinden faydalanılmıştır.
ALINTI
fibal:

1. ebu-zer Diyor:
29 May 2007

sevgili yahya kardesim, öncelikle tebrik ederim ahmed Hulusi hakkinda yazdiklarindan dolayi. Bende maalesef (!) kitaplarinin bir kacini okudum ve hezeyanlarina vakif oldum. Allah böyle sapiklardan müslümanlari muhafaza eylesin. Rabbim sadat-i Kiramin yani kuran ve sünnet ehlinin yolundan cümlemizi ayirmasin. Yasar nari Öztürk, Zekerriya kapkara, ahmet hulusi vb. ahir zamanda zuhur edecek olan deccalin bu zamanki askerleridir (Hizbusseytan-kuran dili ile)…
2. ebu-zer Diyor:
29 May 2007

sunu da eklemeden gecemiyecegim yahya kardesim. ” Zaten yanlis olan Vahdet-i Vucud görüsü” tabirini yinede kullanmazsak iyi olur. Cünkü Muhyiddin Arabi, Imam Nablusi, Sadreddin Konevi, Mevlana-i Rumi gibi zatlarin benimsedigini unutmamak gerek, her nekadar imam-i Rabbani tenkit etmissede. Zira imam-i rabbani mektubatinda seyhul ekber icin vahdet-i vucudu benimsemesine ragmen cok yüce makamlarda müsahede ettigini buyuruyor ve hayre ediyor. Vahdet-i Vucud büyük imamin buyurdugu gibi hayret makamidir, dilin susdugu, aklin durdugu ve kalbin serfiraz ettigi bir haldir. Mevlana hz. sormuslar Ask nedir? Cevaben: Ben ol anlarsin! Askdir derim, saygilarimla vesselam
3. Ibrahim Diyor:
09 Jun 2007

ustadin sozuyle: imaniniz mubarek olsun!
sizde boyle dushunuyorsunuz…
4. Ibrahim Diyor:
09 Jun 2007

ustadin sozuyle: imaniniz mubarek olsun!
sizde boyle dushunuyorsunuz…..
5. ebu-zer Diyor:
09 Jun 2007

ibrahim kardes ne üztadin sözü ne de senin ne demek istedigin pek anlasilmadigi. Biraz acarsan memnun olurum, vesselam…
6. hasan Diyor:
09 Jun 2007

(ben muhammediyim s.a.v.))diyen birini küfürle itham etmek çok tehlikeli bir yaklaşım değil mi Yahya kardeş?ithamın doğruysa ki (ben doğru demiyorum),siz birşey kazanamazsınız.eğer yanılmışsanız ne kaybedeceğiniz üzerinde çok çok düşünmenizi acizane tavsiye ederim.
idrak edemediğini inkar etme basitliğinden kurtulamayanın tasavvuf yolunda ilerleyemeyeceği kanaatindeyim.çünkü bu yolun büyükleri yaşadıkları devirlerde makamlarını idrak edemeyenlerce şiddetle inkar edilmişlerdi.bu zatların büyüklükleri ise zaman geçtikçe nisbeten anlaşılmaya başlandı.müntesibi olduğunuzu düşündüğüm yolun büyüklerini hakkıyla tanıyıp onlar gibi olmaya çalışarak yaşamınızı değerlendirmeye çalışmanız sizin için çok daha iyi olacaktır.inşaalah-u teala…allah c.c. size razı olacağı hayatı kolaylaştırsın……
7. Yahya Baştürk Diyor:
09 Jun 2007

hasan Diyor: bu yolun büyükleri yaşadıkları devirlerde makamlarını idrak edemeyenlerce şiddetle inkar edilmişlerdi!

Kardeş bu yolun büyükleri ile A. Hulusi arasında ne gibi benzerlikler var? açıklarmısın…
8. Muhammet Diyor:
10 Jun 2007

a.hulusi’nin kim olduğu, ne dediği, niye dediği, nasıl dediği, kitapları, bütün yayınları, herşeyi ortada. yayınlarını satınalamayan isterse web sitesini açar kendi aklıyla değerlendirir herşeyi orada para ödemeden. insanları islamı öğrenmekten uzaklaştırmaya çalışan buradaki saptırmacalar kitaplarda kendisine açıklananı anlayamayan bir kişinin a.hulusi ismi üzerinden kendini meşhur etmek için çok eski boşuna bir uğraşıdır. uzatmaya değmez. Allah onu da bu iş için varetmiş deyip geçiniz.
9. hasan Diyor:
10 Jun 2007

Yahya kardeş buraya yazı yazmaktaki gayem A.Hulusiyi savunmak değil,onu anlayamayanların ya da yanlış anlayanların tehlikeli ithamlarla ebedi hayatlarını hüsrana uğratmalarına engel olmaya çalışmak…birini küfürle itham etmek iki namlusu olan bir silahı ateşlemeye benzer.ateşlendiği anda ya karşıdakini ya da (Allah muhafaza eylesin)kendimizi vururuz..kim olursa olsun,ne söylerse söylesin başkalarını ikaz etmek maksadıyla bile olsa bu riski almak akıl karı değildir..dünyaya iki kere gelmeyeceğimize göre hayatımızı başkalarının dedikodusuyla değil sevdiğimiz,

tabi olduğumuz büyükleri mümkün olduğu kadar örnek alıp onlar gibi olmaya çalışarak değerlendirmeliyiz..bu yolun büyükleriyle A.Hulusinin benzerliğine gelince hiçbiri hakkında yorum yapmak benim haddim değil.yalnız şunu söyleyebilirim,Allah bana onları hakkıyla sevebilmeyi nasib etsin…’bana’ yerine ‘bize’ diyerek dua etmek isterdim,ancak farklı düşündüğümüz için şimdilik bu duayı ferdi olarak yapıyorum..Allah’ın selam’ı üzerinize olsun….
10. Yahya Baştürk Diyor:
11 Jun 2007

hasan Diyor: Yahya kardeş buraya yazı yazmaktaki gayem A.Hulusiyi savunmak değil,onu anlayamayanların ya da yanlış anlayanların tehlikeli ithamlarla ebedi hayatlarını hüsrana uğratmalarına engel olmaya çalışmak!

KİM TEKFİR EDİLMİŞ?

KİME KAFİR DENİLMİŞ?

KİM İNSANLARIN EBEDİ HAYATINI TEHLİYE ATIYOR?

SEN AHMED HULUSİYİ ANLADIĞINIMI SANIYORSUN?

BANA KISACA A. HULUSİ’NİN MİSYONUNU ANLATIRMISIN?
11. sonsuzagidenyol Diyor:
11 Jun 2007

Merhaba Dostlar,
Peki Hz.Muhammet bugün yaşasaydı,bize bu dini nasıl nalkederdi?…Selam ve sevgilerimle…
12. sonsuzagidenyol Diyor:
11 Jun 2007

HER ŞEYİ İLAH EDİNEBİLİYORUZ

Merhaba Dostlar,
Bu yazımda insanların, bir şeyleri ilah edinebildiğini kaleme almaya çalışacağım.
İlah edinmenin ne demek olduğunu tekrarlamak gerekirse, isimi Allah olandan başka bir varlığa uluhiyet yüklemek. Peki açık konuşalım, bizim neleri övüp yücelttiğimiz ortada kimileri futbol için bulsa ölecek, kimileri seks, kimileri para ve dünya için, kimileri siyaset,kimileri kimileri sayar gidersin.Herkes bir ilah edinmiş.
Vicdanı açık gönüllere sesleniyorum,Allah’tan gayri bir varlığı,övmek yüceltmek için hizmet etmek,onun rızasını kazanmak için uğraşmak,daha doğrusu,Allah’tan başkasını kalbe sokmak, ona hizmet etmek,onu ilah edinmekten başka nedir?Düşünmek gerekir,hayatımıza neleri soktuğumuzu(Allah’ın evine)düşünmemiz gerekir.
Sevgili dostlar,açık şirk devri kapanmıştır.Fakat gizli şirk,insanların korkulu rüyasıdır.
Ve kimse bunun farkında değil.Müslüman, elhamdulüllah müslümanım deyip camiye gidiyor,namazını kılıyor(namazını onlar kılıyor derler, ben eda edilir yada ikame edilir derim)cami kapısından çıkarken siyaset başlıyor,yok o parti yok bu parti,yok şu zengin olmuş,bende şu tarlayı aldım,vs,vs. Dostlar,dost acı söyler,kalbinde gerçekten Allah olan!başka ilah edinmez!O, kişi ilgilenmez böyle şeyler ile.Tümden elini ayağını çeker demiyorum,yaşamında bir şeyleri ilah edinmez diyorum.Çünkü bilir o kişi şirkte olanın af edilmeyeceğini.Ayrıca,Allah tarafından bırakın affı,kendisi dahi,özde bir olduğu isimi Allah olanı bulamaz ve fark edemez.
Dostlarım, insanlık bir şeyleri bal gibi ilah edinmiş durumda.Allah kuranında bildirilen şirke düşmeyin.Nedir şirk,Allah’tan başka ilah edinmeyin.Lailaheillallah diyoruz,tanrı ve tanrılar,putlar,Allah yerine konmaz,onlar yok,sadece Allah var diyoruz.1400yıl evvel putları ve tanrılık kavramını yıkan Muhammet a.s. gibi,O,risalem nurları kaynağından nur alan, bir yenileyicinin gelmesi ve bir şeyleri yenilemesinin zamanı geldi de geçiyor.Kim bilir belki de yenileyici görevini yapıyordur.
Günümüzdeki kuran meallerinin hemen, hemen tamamında,Allah’tan başka tanrı yoktur ve temizlenmemişler kitaba el sürmesinler geçer.Abdest’i temizlik sanan bir zihniyet oldukça,abdest temizlik olsa,su olmadığı zaman toprak ile abdest alın denmez di.
Ancak kurana göre necaset,kirlilik,bedende değil,şirk olan da,yani bilinçte. Oda nasıl olur demeyin.Kuran kirliğin şirk olduğunu,bilgini arındıran kişi,o kitaba el sürsün demek istemiştir.Vücudunu temizleyen değil.Bilincini temizleyen.Yani ötelerde bir tanrı aramayan,isimi Allah olanı kalbinde hisseden kalbine koyan demiştir.
Evet sevgili dostlar,bu yüzyılda bu gibi konuları yeniliye cek bir yenileyiciye ihtiyaç vardır.Allah’ın sistemin de inzal olmuş bir yenileyici tanıyorum çünkü beni de bilincimi arındıran o yenileyicidir.İsimi önemli değil bilgileri önemlidir.Yeniliği önemlidir.Bu vesile ile dostların bir şeyleri gözden geçirmesi dileğimle.Herkese.Selam ve sevgilerimle…

Hasan BELEK
14-05-2007
13. ebu-zer Diyor:
11 Jun 2007

Sevgili yahya kardesim, anlasilan o ki sözde allahin sisteminii cözmüs islam neferi hakkinda yaptigin calismalr yeterli degil. A.H.nin ne kadar sapkin oldugu hakkinda bir kac yazi daha hazirla ki kimin ne oldugu daha iyi anlasilsin! Ilmihal seviyesini asamamis müslümanlarin bu herifin yaldizli sözlerine kanmasi gayet dogal! Tashihi itikat etmeden kendi akklimiza daha dogrusu heva ve hevesimize göre neyin dogru neyin yanlis oldugu bilmemiz mümkün degildir! Ahmet hulusizedelere duyurulur…
INCE AYAR:
Kod:

Nasıl mı? İşte zihinleri karıştıran sözleriniz:

a-Önce Tanrı kelimesini tenkid ederek; ”gökte, ötelerde bir Tanrı yoktur.” diyorsunuz.

b-Sonra daha ileri giderek; “İlah yoktur, Ötede, göklerde bir İlah yoktur.” diyorsunuz.

c-“Allah Kur’an-da İlah yoktur dediği halde, adamlar ilahiyat fakültesi kurmuşlar. İşte onların ilimleri bu kadardır.” derken ne hale düştüğünüzün farkında mısınız?…

Çünkü; göklerin ve yerin İlahı vardır. O da Allah’dır. Halbuki siz, Bektaşi gibi cümleyi yarıda kesiyorsunuz, Lâ İlâhe deyip İllâllah lafzını söylemek istemiyorsunuz. İlerideki bölümlerde göreceksiniz .

hönk hoönk hönk, OHA yani,

müslümanlar niye geri kalıyor diye soruyorlar.şu islamı tanımalarına bakarsak, valla çok ilerdeler. böyle avnullahlar oldukça...

neyse,

yazıyı baştan sona okudum . altındaki yorumlarıda...yukarıya aldığım kısımda, avnullah denen kişi, kusura bakmasın hoca diyemiyeceğim ben ona. o olsa olsa. ayet manyağı olmuş biri. bir cümleyi anlatmak için en az on ayet yazmış, ama ayetler ile söyledikleri hiç alakasız şeyler.şu yukarıdaki alıntıladığım yerde.
a-Önce Tanrı kelimesini tenkid ederek; ”gökte, ötelerde bir Tanrı yoktur.” diyorsunuz.
diyor. bu durumda, avnullah tersini söylemiş oluyor. yani gökte bir yerlerde tanrı var diyor. e o zaman sormazlarmı adama, peki avni, orallarada bi yerde tanrı varsa, onunla diğeer varlıkların arasındaki sınır nerede başlıyor nerede bitiyor.?
sonra dönüveriyor. la ilahe diyor gersini söylemiyor diyor. adam tam matrak. sen gökte tanrı var diyorsan, tanrının dışındada varlıklar olduğunu söylersen. adama sormazlarmi, sen niye la ilahe deyip gerisini söylemiyorsun diye.
la ilahe ilallah dedinmi. Allah var başka bir şey yok demiş olursun.
ama yukarılarda bi yerde tanrı var dersen, onun dışındada varlıklar kabul etmiş olursun......
diğer saçmalıklara bakıp vakit kaybetmeye değmez avni, Allah , sana ve sana inanan varsa eğer, hepinize İZAN nasip etsin.

öncelikle imanın kimde

öncelikle imanın kimde olduğunu Allah bilir.kimin ne olduğunu bilmediğimiz için kişilerin görüşlerine göre hareket etmek ,onları düşünmeden onaylamak çok sakat bi durum.Allah'a inanmadığı halde inanmış gibi görünüp insanları saptırmak için çabalayanlar en alt mertebe sizlerin ;) Selametle

Derin Tefekkür

Yazmış olduğunuz bilgileri itina ile okudum Ahmet Hulusiyi de tanırım.Dünya diplomasını HZ Muhammed S.a.v Efendimiz ile almıştır.Birbirinizi çekiştirmektense Allah yolunda olmaya gayret etmiş olmanız sizler için daha faydalı olur.Kimin ne olduğunu bilmek kolay iş değildir bu yüzden bizim için örnek profil Hz Muhammeddir yanındaki bir insana yaptıklarından ötürü öf bile dememiştir.İlim mümünin yitik malıdır nerde bulursa alması öneriliyor.Sizlerde Aklınızı kullanarak işinize yarayan bilgiyi alır işler ve üzerine çıkarsınız yada akıldan yoksun olur onu bunu eleştirmekle bahtınızı kaparsınız.Allah dostları şakaya gelmez.Söz söylemeden önce düşünün ey gönül dostlarım.

insan ve insansılar.

Arkadaşlar Alttaki yazı Ahmet hulusinin web sitesinden alıntıdır.
Burada ne demek istiyor. Ben anlayamadım. Anlayan bir kişi var ise bana açıklasın.
Ozamana gidip görmüş gibi konuşuyor. Ayrıca evrim mantığı da var. Mutasyondan bahsediyor.
Acil cevap verin lütfen bilhassa Ahmet hulusiyi savunan arkadaşlardan cevap bekliyorum.

"İNSANSI"LAR ve "İNSAN"LAR
Burada Cenâb-ı Hakk’ın bize açtığı çok önemli bir gerçeği açıklamak istiyorum... Bu elbette bizim değerlendirmemizdir ki kimse bunu kabul ile zorunlu değildir…

Bizim müşahedemize göre...

"Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı varlıklar" ifadesi, meleklerin o an için yeryüzündeki "insansı"ları ve onların yaşantılarını tespit etmelerinden ileri geliyordu… Çünkü o sıralar yeryüzünde ilk "insan" var olmamıştı ve yalnızca "insansı"lar yaşamaktaydı!

Dikkat edilirse, Kur’ân-ı Kerîm’de Âdem’in ilk insan türünden bir varlık olduğuna dair hiçbir âyet yoktur! Kurân’daki bu açıklama "yeryüzünde Halife meydana getirileceği" yolundadır…

O devirde yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce, muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan, insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz…

Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp, fesat çıkarıyorlardı! Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup, yeme-içme, çiftleşme, olabildiğince her şeye sahip olma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.

Elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CİN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı…

Melekler de kendi kapasiteleri ve gördükleri örnekler kadarıyla, "Halife" olacak "insan"ı, o ana kadar yaşam süregelmekte olan "insansı"lar gibi değerlendirerek; "Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı bir varlık" zannetmişlerdi!

Oysa, "Âdem" ismiyle işaret edilen "şekillenmiş çamur" yani "hücresel beden" sahibi varlığa, yani "insansı"ya, belli bir kıvama -sevveytu- geldikten sonra Allâh, "ruhundan üfle"miş; böylece o, bir "mutasyon" geçirmişti! Bundan sonra da "insansı"lar arasında ilk "insan" olmuştu Hazreti Âdem!

"Onu tesviye edip (beynini oluşturup), o yapının içinden Ruhum’dan (Esmâ mânâlarımdan) nefhettiğimde (açığa çıkardığımda {nefh yani üflemek, içten dışa şeklinde olur daima})…" (38.Sâd:72)

Burada dikkat edilmesi gereken husus, öncelikle insan bedeninin, "insanî" hakikati ortaya çıkartabilecek bir "kıvama", kemâle gelmesidir... Ki bu da yukarıdaki âyette ön oluşum olarak belirtilmiş; daha sonra da "Ruhum" ifadesiyle "Esmâ-i ilâhî’nin mânâları" anlatılmak istenmiştir! Bilindiği gibi "ruh" kelimesinin çok önemli bir anlamı da "mânâ"dır…

Ahmet hulusinin web sitesinden alıntı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/

http://tr.wikipedia.org/wiki/Neandertal_adam%C4%B1 bundan bahsediliyor insana yakın bir canlı. Bizler insan ırkı olarak homosapiens olarak tanımlanırız. Bizden önce yaşayanlarda vardı lakin onların nesli takdiri ilahi ile tükendi ve insan nesli Hz. Ademle başladı, ama akrabalığımız vardır bunun nedeni hz.Ademin çocuklarının çoğalması konusunda Ademden önce ki ademlerin nesliyle birleştiler diye fetvalar duymuştum bu durum açıklar niteliktedir ...

Bu da evrimcilerin uydurduğu

Bu da evrimcilerin uydurduğu bir hikayedir. söylentiden ibarettir.

Duyumlar ve söylentiler ile amel edilmez. Ancak hulusi gibi şov yapılır

Selamunaleykum. Ben İmam

Selamunaleykum.
Ben İmam Hatip Lisesi mezunuyum. Ayrıca değişik cemaatlerede intisabım oldu fakat bağlı kalmadım. Ezber gibi bir hayatım oldu. Ne zaman ki Ahmed Hulusi'nin eserlerini okudum işte o zaman öğrendiklerim tek tek çözülmeye başladı. Ve bundan dahada hoşnut olmaya başladım. "2011-09-13 23:19" tarih ve saatinde yazan arkadaşımızı tebrik ediyorum. O arkadaşımız çok güzel yorumladı. Allah razı olsun.
Bu yazdıklarım şahsi görüşlerimdir. Herkes kendi bildiğini okumakta hürdür. Almanya'dan selamlar... Fiemanillah.

DİKKAT EDİN

6799 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ey Ebu Hureyre, feraiz ilmini öğrenin ve öğretin. Çünkü o, ilmin yarısıdır. O unutulan bir ilimdir ve o ümmetimden çekip alınacak ilk ilimdir."

DEĞERLİ İNSAN A.H.

yorumların hepsini okuyamadım daha doğrusu okumaya değerli bulmadım.aile hayatını mı karıştıran dersiniz, cinlerle kendisine bağlayıp sömürdüğünü iddaa eden mi dersiniz, batının ajanı mı dersiniz...bu iftiraların zararını, doğru olsa bile yine kendileri çekecektir.madem bunları yazanlar müslümanlar aşağıdaki ayetleri dikkatlice okumaları lazım.

Hucurat (49/12) “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”

Ahzab (33/58) “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”

avnullah özmansur denen şahsı tanımıyorum herhangi bir kitabını okumuş da değilim o yüzden hakkında bir şey söylemek haddim değil en azından düşünceleri, fikirleri hakkında ama avnullah hocanın şu yazısı gerçekten beni hayrete düşürdü.

CENNETTEKİ ŞARAP MECAZ MIŞ (!)
A. Hulusi Diyor Ki;

Cehennemin odunu da, kömürü de bizzat insandır, buyruğu ile; Allah cennetde hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir gözün görmediği, hiçbir dimağın düşünemediği şeyler yarattı kulları için, hadisleri hep buna delalet etmektedir.

“ ONLARA RABLERİ TEMİZ BİR ŞARAP İÇİRİR.” (76/21)

Buyuruluyor, Rableri gerçek aşkı tadtırır onlara, demektir bu... Nasıl ki, bal iman ile, süt ilim ile – ki ilmi ledündür bu – su marifetullah ile tevil edilmekte ise...

Muhterem kişi bil ki, Kur’an’ın bir tefsiri vardır, bir de gerçek anlamı... Tefsir, çalışıp çabalama sonucu, kişinin uzun seneler sonunda elde ettiği ilim ile, zahir manasının genişletilmesi demektir. Gerçek anlamı ise, ancak Allah’ın indinden ilim ihsan ettiği RASİH kişiler tarafından bilinir... ( Ahmet Hulusi Tecelliyat S: 27)

Sayın Hulusi! Şu ayeti kerimeleri iyice anlayarak bir okuyunuz. Bu ayetlerin neresinde mecaz var. Öyleyse: Nimet olarak cennetteki her şeye; üzüme, hurmaya, dalbastı kiraza, nehirlere, hurilere ve her şeye, mecaz diyeceksiniz!CENNETTE GERİYE NE KALIYOR!

İşte Ayetler :

“(Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur “ ( İnsan Suresi. Ayet: 14)
“ Yanlarında gümüşten kaplar ve billûr kupalar dolaştırılır “ ( İnsan Suresi. Ayet: 15).
“ Gümüşten öyle kadehler ki onları istedikleri ölçüde tayin ve takdir etmişlerdir.” ( İnsan Suresi. Ayet: 16)
“ Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır.” ( İnsan Suresi. Ayet: 17)
“ (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebîl denir.” ( İnsan Suresi. Ayet: 18)
“ O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedîmler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.” ( İnsan Suresi. Ayet: 19)
“ Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün.” ( İnsan Suresi. Ayet: 20)
“ Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir şarap ( içki) içirir. ( İnsan Suresi. Ayet: 21)
“ (Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur.” ( İnsan Suresi. Ayet: 22)
“Yüce bir cennettedirler.” (Ğaşiye Suresi ayet: 10)
“Orada boş bir söz işitmezler.” (Ğaşiye Suresi ayet: 11)
“ Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,” (Ğaşiye Suresi ayet: 12)
“ Yükseltilmiş tahtlar,” (Ğaşiye Suresi ayet: 13)
“Konulmuş kadehler,” (Ğaşiye Suresi ayet: 14)
“Sıra sıra dizilmiş yastıklar,” (Ğaşiye Suresi ayet: 15)
“Serilmiş halılar vardır.” (Ğaşiye Suresi ayet: 16)

cennetin misal yollu anlatıldığı bir değil birçok ayette bizlere sunulmuştur fakat hala cenneti, cehennemi veya o boyutları şuan ki bilincimizle,hayal gücümüzle algılamaya çalışmak ne kadar doğru bilemiyorum.insanların bilgileri çok olabilir fakat idrakları, kapasiteleri yetersiz olabilir.Allah ilmimizi,idrakımızı arttırsın, anlayışımızı genişletsin, bize doğru yolu göstersin.AMİN...

Ahmed Hulusi denen sapık

Efendimiz (sav) kendisi abdesti-namazı kılmış, sahabelerine uygulamalı olarak göstermiş ve kıldırmıştır. Bu herzevekil i bir kere tesadüfen dinledim salat Kuran da yoktur - namaz değil zikirdir yani namaz kılmaya gerek yok diyor. Bu milleti imandan edecek ins şeytan sonra benim söylediklerimi yapmasaydınız diyecek olan bir herzevekil, kendini efendimiz(sav) den daha akıllı ve üstün gören akılsız bir ahmak.

anlamıyorsun kardeşim

Ahmet hulusinin çoğu kitabını okudum,bununla birlikte tasavvufa da ilgim var anlamaya çalışıyorum.Ahmet hulusi Namazlarınızı bırakmayın hiç olmazsa farzlarını yerine getirin diyor.Namaz kılmak deyimine karşı.Namaz kılınmaz yaşanır diyerek tek tek anlatıyor.Namaz muminin miracıdır hadisinden yola çıkarak rükuyu,secdeyi,okunan duaları tek tek ele alıyor.ve en önemlisi günümüz insanına sadece türkiyede değil diğer dillere çevrilmiş kitaplarıyla dünyaya da anlatmaya çalışıyor.Bakınız:kitapları İslamın temel esasları,İman ve Akıl,İnsanın Sırları,Dua ve Zikir.kitapları ahmethulusi.org sitesinden ücretsiz okunabilir

ahmet hulusi

merhaba sizin namaz kilmaya gerek yoktur diyor dediginiz ahmet hulusiyi on yargili dinlediginiz anlasiliyorr ki ben Allahin izniyle onun yonlendirmesi ve namazin onemimini faydalariniz anlatadan yazilari sayesinde namaza basladim.baNa islamiyeti dinimi tanittigi dahada sevdirdigi icin Allah razi olsun.Allahimi korkmadan minnetle askla seviyorum sukurler olsun.

fen ilimlerini bilmeyen o adamı anlayamaz

ahmed hulusi nin yazılarını ve videolarını bizzat takip ediyorum..sizin yazdığınız gibi namaz kılmayın demiyor...bilhassa namaz kılmanın faydalarından bahsediyor..okuyup anlayamıyorsanız bir anlayana sorun...zerre küllün aynasıdır hadisini de çok ilmi bir şekilde açıklıyor...bugün pozitif ilim bile bu hadisin ne anlama geldiğini ispatladı ...ancak siz fen ilimlerinden yoksun kişiler,Allah her yerde dersiniz,ancak dua ederken galaksinin üzerinde bir yaratıcı ararsınız...okuyun ve öğrenin...Allah her yerdedir...okuyun ve öğrenin...

Kardeş sen pek istifade

Kardeş sen pek istifade edememişsin. Allah CC her yerdedir tabiri pek doğru bir tabir değil.
Hulusi size iyi öğretememiş meseleyi. Bu söylem Allah'ı CC Bir mekana sıkıştırmak anlamına geliyor.

Cenabı Hak mekandan münezzehtir. O ilmi ile her şeyi kuşatmıştır.

karnından konuşup midemi

karnından konuşup midemi bulandırma ukala cahil

Senin gibi Başka yerimden

Senin gibi Başka yerimden konuşmuyorum en azından.
Asıl cahillik bilmediğini bilmemek ve doğru bildiğini iddia etmektir. Taassubtan kurtulup ta sorgulayın A. Hulusiyi ama yapamazsınız. Yine onun tabiri ile kilitlenmişsiniz. Kilitlenmişlik meselesini de sizin gibileri kilitlemek için kullanıyor.
Ben Ahmet hulusinin 4 kitabını okudum ve bir çok saçmalık gördükten sonra okumayı bıraktım
En çok incelediğim konular arasında:
1- İnsansılar: İnsansılar kavramını kullanarak Evrimcilere gülücük atıyor.(evrimcilerin islamiyete nasıl yaklaşıp, hangi yöntemlerle evrime istinad noktası aradığını siz de inceleyin)
2- Vahdetil Vücud anlayışını kendisine göre yorumlayıp panteizme ben buradayım diyor. (Muhyiddin Arabi Bizden olmayan bizim mesleğimize yaklaşmasın diyor. Neden böyle dediğini araştırın. İşin sonunda nasıl panteizm ve maddeciliğe sürükleniyorsunuz görün.)
3- Cenabı Hakkı mekana sıkıştırıyor ve Buluta benzetiyor.
4- Kader anlayışında ise ehli sünnete ters düşüyor. Ve ehli sünnetin yanlışa düştüğünü ima ediyor. Cüzi ihtiyariyi inkar ediyor.
İnternet sitesindeki ropörtajlarını okuyun. Kendinden başka herkesin dini yanlış anlattığını söylüyor. (Bu söylemde, kendi topluluğundaki insanlar bile bu söylemin içine giriyor farkında değil)

Şimdi bu meseleleri, sizlere göre ben yanlış anlıyorum.
O da sizin görüşünüz.

Yukarıdaki meselelere makul ve mantıklı bir cevap verebilecekmisin bakalım.

Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okursan gayet mantıklı cevaplar bulabilirsin.

Sayın admin, bu yorumu yayınlamayın sizler okuyun!

Akıllı adamı akılsızlar eleştirir ve akılsızlar savunursa ortaya böyle ciddiyetsiz bir sayfa çıkar. Ahmed Hulusi'nin hataları vardır ama o hatalar burada yazanlardan hiç biri değildir. Vahdet yaşamı hakkındaki "bazı görüşleri" ciddi şekilde hatalıdır ve çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Fakat kendisinin azımsanmayacak bir ilmi vardır, çok akıllıdır. O sebeple eleştirme işini ehline bırakınız. Yoksa buradaki basit eleştirileri ciddiye bile almaz. Önemli olan birini yıkıp yok etmek değil, hatasını gösterip ondan dönmesini sağlamaktır. Yoksa burada verdiğiniz mücadele ile bu hatalardan doğacak sonuçlara engel olamazsınız. Niyet salih olmadığı sürece sonuç selamet olmaz.

CVP:fen ilimlerini bilmeyen o adamı anlayamaz

Burada yorum yazanların fenden fizikten uzak olduğunu da nereden çıkardınız?

Ahmet hulusinin her dediğini yanlış dediğimizi düşünmeyin. Fakat öyle yanlışları var ki kişiyi dinden çıkartıcı.. Bu başlıklar bu yazılar da bu yüzden var..

Ahmed Hulusi

O (yazan) diyor, yorumcular da kodu!

Ordan burdan duyduklarıyla hareket eden çok bilmiş dedikoducular...

Önce bir okuyun kitaplarını, ne anlatmak istediğini anlayın da sonra görüşlerinizi belirtin.

Hakkında hiç bir bilginiz olmayan konuda nasıl da rahat konuşuyorsunuz.

ahmet hulusiyi körü körüne

ahmet hulusiyi körü körüne savunanlara:
Kitaplarını tarafsız okuyun ve sorgulayın
Kader anlatımına bakın bu mevzuda ehli sünnet ile cebriye mezhebini aynı kefeye koyuyor. Küçümseyici tavrı var.Ehli sünneti yanlışa düştüğünü ima ediyor.
İnsansılar diye bir kavram uydurmuş tamamen evrim kokuyor.
Vahdetil vucudu ise panteist yaklaşımla yorumluyor.
Ayrıca internetsitesindeki ropörtajlarını okuyun. Kendinden başka herkesin dini yanlış anlattığını söylüyor. Bu da onun nekadar büyük bir ene'si olduğunu gösteriyor.
Size yeni gibi görünen meseleler ise asırlardır bilinen ve tartışılan meselelerdir bir kısmında da ehli sünnete göre yanlışa düşmüştür. Hulusinin kitaplarını okuyan, sorguluyarak okuyunca bazı problemleri kendi de görebiliyor. Bizden uyarması
Not: okumayın demiyoruz dikkatli okuyun doğru olan bilgilerden istifade edin.
Ancak onun yerine ehli sünnet alimlerinin eserleri daha faydalıdır.

Allah Bizleri Ehli sünnet vel cemaat yolundan ayırmasın

CVP:Ahmed Hulusi

Önce okuyun sonra karar verin ha :) Okuyanlar bakın neler yazıyor. O kadar kitap okumaya zaman varken insanlar neden ahmet hulusi (gerçek adımı şüpheli!) gibi birini okusunlar.. İmam Gazali, İmam rabbani gibi güzide insanların eserleri varken neden bir cahilin peşinde koşsunlar ki..

Zehir var deniyor.. Sense önce o zehri içiniz ondan sonra eleştiriniz diyorsun.. afiyet olsun

Allah bizi kalpleri mühürlü

Allah bizi kalpleri mühürlü olanlardan korusun!
insanı, Resul'ün (Hz. Muhammed Mustafa S.A.V) yoluna Kur-an'ı Kerim yoluna sevk etmek neden kötü olsun. Bence korkulan bu galiba.
Allah'a teslim olmanız gerekmiyor, Allah'a teslm olmuşluğunuzu farketmeniz gerekiyor.
Bir insan, kul , namaz kılmaya başlamışsa, ramazan dışında bile oruç tutmak için gayret ediyorsa, Bir yerde Hz. Muhammed Mustafa diye bir söz duyunca gözleri o ateşle doluyorsa bunun neresi kötü..., yanlış!
Benim kılmış olduğum namazın Ahmed Hulisi'ye ne faydası var. Ben onun sayesinde Abdulkadir Geylani Hazretlerinin, Hz. Ebu Bekir Efendimizin ve adını sayamadığım Allah'ın sevgili kullarının yolunu araştırmaya başladıysam. Allah ondan razı olsun.
Allah'ıma şükürler olsun!

ACAIP BIR TARTISMA

Dertli isen dert halinden bilirsin.
Kuyumcuysan Mücevherin degerini bilirsin.
Özellikle aradigin birsey varsa...Iste o aradigini bulursan.. O aradiginin degeri hic bir seyle kiyaslanmayacak kadar degerliyse...O aradigin sey ilim ise.. Anlayabilecegin kadar sade ve güzel bir dille sana ulasiyorsa...Hz Muhammedden günümüze kadar Allah dostlari tarafindan gönülden gönüle akan, bazende gönüllere sigmayip; Bazen söz,bazen harf olarak halka ulasan muhtesem ilim.
Günümüzde bunun kiymetini kac kisi bilir bilmem ama anladimki...
KIRMAM GEREK DIN ADINA AYAGIMA TAKTIGIM PRANGALARI,
KIRMAM GEREK DIN ADINA BEYNIME TAKTIGIM KUTSALLIK KILITLERINI,
KIRMAM GEREK DIN ADINA DÜSÜNCELERiME ÖRDÜGÜM DUVARLARI.
Belki bu konulara yanliz AHMET HULUSI beyin kitaplarini okuyarak baslayanlar var.Anlayabilmek icin defalarca okunmasini tavsiye ediyorum ama okuma olsun diye degil.Her cümlesinden sonra okudugunuz cümlenin üzerinde düsünün,ne anlattigina degil sadece..O cümle icerisinde anlasilamamasindan veya yanlis anlasilmasindan cekindigi icin anlatamadigi,daha neler anlatmak istediklerinide okuyun düsüncelerinizde.Üstadin kendi deyimiyle - Ruhunu okuyun- O zaman bakacaksinizki Yüzyillardir Bütün Evliyaullahin anlatmak isteyipte bir türlü anlatamadiklarinin desifre edicisidir Üstad Ahmet Hulusi.
Okumadigim tasavvuf kitabi kalmadi diyebilirim.Abdulkadir Geylaniden,ebu yezid bestami HZ lerine kadar.Bunu övünmek amaciyla degil Üstadin hakkini vermek icin yaziyorum.Bazi kisilerin kendi bakis acisiyla gördügü yanlisliklar ve hatalar bakan ve hata gören kisiye aittir,Üstada degil.
Kiyaslama yapmak hadim degil..
Haddim olmayarak söylemek istedigim..Tasavvuf kitaplarinda okuduklarimla Üstadin yazdiklari arasinda tam bir paralellik ve ayni düsünce hakimdir. Tek Farkla ki... Günümüz türkcesi ve cok güzel bir anlatimla herkesin anlayabilecegi kadar acmistir muhtesem güzelligi bizlere...
Lakin biz hala anlamamak ve hazmetmemek icin direniyoruz !!!!
ALLAH HAZMETTIRE...

Kendisinin arı bir târifle "Som TEK'illik" olarak ifâde ettiği "Katıksız"ın, yüce mevlâmın huzurunda, kendi mânevî seyrime verdiği ciddî katkı için ve başta Allâh'ın izni, sonra da kendi çabası ve ihlâsı ile oluşturduğu bu zengin "varlığı okuma haritası"nı tüm insanlığa bilâbedel sunduğu için en samimâne, en derinlikli teşekkürlerimi sunarım, bu ince ve emektar rûha!

her şey

ULAN BE İNSAN SEN NEYE DAYANARAK KENDİNİ KARAR VE HÜKÜM MERKEZİ OLARAK GÖRÜYOSUN PEKİ BİZ SANA NEDEN İNANALIM.................

Peygamber efendimiz(s.a.v.)

Peygamber efendimiz(s.a.v.) en buyuk dusmani olan amcasi ebu cehil icin bile birak kufur etmeyi bir tek kotu soz bile agzindan cikmamistir. A.hulusi adli kisiyi bende tasvip etmiyorum lakin yorumda yapmiyorum. Sadece saygi duyuyor ve peygamberimiz(s.a.v) dedigi gibi ve ayette yazildigi gibi "benim dinim bana, senin dinin sanadir" diyerek noktayi koyuyorum. Bir kisi icin birbirimizi neden kiriyoruz birlik olmak yerine... Vessselam

MESELE BU YA...

Sayfadaki yorumların çoğunu okudum; bir kısmına biraz güldüm, bir kısmına kahkahayla güldüm, bir kısmını da üzülerek okudum.
Herkes kendince bir şeyler yAzmış; fakat mesele, "Ahmed Hulusi sahtekar mı, değil mi" sorusu etrafında dönmüş durmuş, hiçbir yere de varamamış.
"Küçük beyinler insanları, büyük beyinler ise fikirleri tartışır." diyenlerin ağzına sağlık, ne de güzel bağlamışlar meseleyi...
Ey insanlık, sana ne Ahmed Hulusi'nin özel hayatından, ailesinden, ibadet yaşantısından; sana ne onun doğruluğundan ya da sahteliğinden?!
Onu yerden yere vuranlar, kendi cümlelerini bir kez daha gözden geçirsin; zira kendi içinde müthiş tutarsızlıklar var. Onu savunanların mesajlarındaysa genellikle Ahmed Hulusi'nin üslubunu gördüm. Yani onu dinlemiş, onu okumuş kişiler her ne kadar onun düşüncelerinden nasiplendiğini söyleseler de, bir türlü kendi cümlelerini kurmayı öğrenememişler.
Şimdi gelelim meselenin özüne...
Eğer bir insanın fikirleri size ters geliyorsa ve bu durum sizi rahatsız ediyorsa, bir teze karşı savunulabilecek bütün anti-tezler bir bir ortaya çıkmaya başlıyor. Kimisi onun ibadet yaşantısını sorguluyor, kimisi de kitaplarının ücretsiz oluşunu ona karşı bir silah gibi kullanmaya kalkıyor. Kitaplar ücretli olsaydı, adamcağız yine kurtulamayacaktı hedef tahtasından, çünkü kitap gelirleri sayesinde Amerika hayatı çok daha derinlemesine sorgulanacaktı.
Bugün Hallac-ı Mansur Hazretleri'nin büyüklüğünden şüphe eden var mıdır? %99.999 yoktur. Peki o insan madem bu kadar büyüktü, niye idam edildi? İşte, bu sorunun cevabı, bu sayfadaki yorumlarda mevcut... O'nu anlamayanların, O'nu, "acaba < en-el Hakk > sözüyle ne demek istedi?" diyerek bir kez bile sorgulamayanların eseriydi bu idam, bu katliam. Ahmed Hulusi'ye karşı yürütülen iftira kampanyasının ardında yatan temel gerçek de, bazı beyinlerin sorgu mekanizmasından yoksun oluşundandır. Kaldı ki, kendilerini İslam'ın neferleri olarak görenler, - hadi Ahmed Hulusi'yi geçtim - nasıl olur da Mevlana Hazretleri'nden bir nebze olsun nasiplenmezler?.. Bu mudur Mülümanlık, bu mudur sizin İslam'dan anladığınız? Madem imanlıydınız, bir insanı böylesine yerden yere vururken hiç mi Allah'tan utanmadınız?!
Bir insana ya inanırsınız ya da inanmazsınız. Resulullah'a karşı atesitlerin ithamları sizce haklı mı? Elbette hayır. Ama siz ne kadar "hayır" derseniz deyin, bu iftiraları hiçbir zaman ortadan kaldıramazsınız. Ve işin en ilginç tarafı, atesitlere karşı, Ahmed Hulusi'yi benimseyenlerle işbirliği içinde olacak, bir süre önce karşı çıktığınız insanın Hz. Muhammed hakkındaki güzel sözleriyle gururlanacaksınız.
Ahmed Hulusi'nin fikirlerinden çok özel hayatı sorgulanıyor. Yahu size ne?!
"Hz. Muhammed çocuk yaştaki Ayşe'yi aldı" diyenlere ne dersiniz? Öyleyse, "Ahmed Hulusi arkadaşının karısını aldı" diyenlere biz ne diyelim? Ne zaman orta yolu bulacağız? Ne zaman iki taraftan biri ikna olup davasından vazgeçecek? İnsanları - üstelik özel hayatlarıyla ilgili kulaktan dolma bilgiler dışında HİÇBİR ŞEY bilmeden - karalamak size ne kazandıracak? Hadi diyelim ki, % 1 milyon haklısınız; Allah'ın rahmetinden hiç mi nasip alamadınız, bu ne aymazlıktır?!...
Adam "ben şeyh meyh değilim" diye bas bas bağırırken, şeytanınız size daha mı sevimli geldi de, elinizde kesin kanıtlar olmadığı halde ona karşı iftirada ısrar ettiniz?
Eğer ben, Ahmed Hulusi'yi haksız bulsam bile, sizlerin çirkin sözlerine şahit olduktan sonra sizin inandığınız değerleri de sorgulamaya alırdım. Allah'ın ahlakından nasip görmüş olsaydınız ölçüyü de korurdunuz. Şİmdi eminim ki, siz benliğinizin sarsılmaz yamacında şeytanın sancağını taşıyanlarsınız...

CAFER GEZGEZ ABDULLAH

SON ADEM-VAROLUŞUN SIRRI'NI mutlaka okuyun!!!Aradaki farkı sizin anlayışınıza bırakıyorum.Ayrıca Cafer Abdllah'ın Ahmed hulusi hakkındaki yorumlarını da iz'anınıza sunuyorum:

Cafer Gezgez Abdullah

"Sizden biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle değiştirsin. Eğer buna güç yetiremezse diliyle değiştirsin. Buna da güç yetiremezse kalbiyle (buğz etsin). Bu ise imanın en zayıf mertebesidir."
[Hadis; Müslüm, kitab-ul iman 3]

Değerli insanlar;

Ahmed Hulusi adlı şahsın imanın esaslarına aykırı görüşleri ile ilgili olarak hazırladığım yazıyı ilginize sunuyorum. Bunları; yarın huzuru mahşerde, “Cafer Abdullah; sen bunları biliyordun da bizi neden uyarmadın?” diyerek yakamdan tutmayasınız diye yazdım. Değerlendirip değerlendirmemek size aittir.

GİRİŞ
Sevgili müslümanlar;

Hiçbir şer odağı islamiyete zarar veremez. Allah'ın izniyle islamiyet kıyamete kadar hakimiyetini sürdürecektir.

''Yemin olsun ki, zikirden sonra Zebur'da da: 'Şüphesiz dünyaya salih kullarım hakim olacak' diye yazmıştık.'' [Kuran, 21/105]

Birinci dünya savaşında aramızdan seçilen bazı gençler, yetiştirilip, din adamı diye, müslüman beldelere gönderilmişti. Görünürde amaçları dini gerekleri anlatmak olan bu kişiler, dini anlayışı bozmak için kasıtlı olarak toplumda yanlış fikirleri yayarak, sadece dini anlayışı bozmakla kalmamış, aynı zamanda da Osmanlı'lının çökmesinde kısmen etkili olmuşlardı.

Değerli müslümanlar; bugün de benzer tehlikelerle karşı karşıyayız. Eskiden savaşlar kılıç kalkanla yapılırken, bildiğiniz gibi bugün, kalemle yapılıyor. Ne yazık ki uzun bir zaman müslümanlar okumaktan uzak kalmıştır. Halbuki hepimizin malumu, Kuran'ın ilk ayeti 'Oku!' dur. Artık bu ayeti kendimize rehber edineceğiz. Okuduklarımızı da iyi anlamaya çalışacağız. Unutmayalım ki, ilim en büyük farzdır.

Günümüzde; son asırda kaydedilen teknolojik sıçramanın ardından doğan dini bilgi boşluğundan faydalanan kimi islam düşmaları; okurlarını kitaplarındaki aldatıcı fikirlere inandırmak için, hem tanınmış eski alimlerden alıntı yapıp hem de çağdas bilime sıkça vurgu yaparken satır aralarına; ikram edilen baklavanın arasına damlatılan zehir misali, yanlış fikirler serpiştirmektedirler.

Bu yazıyla özellikle; şeytanların müslümanlardan üstün olduğunu iddia edecek kadar ileri giden, kendini çağdas islam düşünürü olarak lanse eden Ahmet Hulusi adlı kişinin, islam dışı görüşlerine dikkatinizi çekmek istiyorum.

Değerli müslümanlar; bizlere, neye inanacağımızı ve nasıl yaşayacağımızı Kuran-ı Kerim öğretir; Allah'ı ve Resul'u inkar eden bilimadamları değil. Ne Kuran'da ne de Peygamber'in hadislerinde şeytanlar övülmüştür. Aksine Kuran baştan sona şeytanı lanetleyen ayetlerle doludur. Şeytanı yüceltici fikirlere ortak olanlar da, bu fikirleri yayanlar gibi, Allah muhafaza dinden çıkar. Zira Kuran'a göre şeytan kesinlikle kafirdir.

''Ve o zaman meleklere: 'Adem için secde edin!' dedik. Derhal secde ettiler. Ancak iblis diretti, kibirine yediremedi. Zaten kafirlerdendi.'' [Kuran, 2/34]

Değerli okurlar;

Bu yazıda yer verilen her alıntının başına; hangi kitabın, hangi baskısının, kaçıncı sayfasından alıntı yapıldığı koyu harflerle belirtilmiştir. Gayet tabi, yapılan hiçbir alıntıda yazarın orjinal ifadesinin tek bir kelimesi, hatta noktası virgülü dahi değiştirilmemiştir. Bunun doğruluğundan emin olmak isteyenler; yapılan alıntıları, ilgili kitabın belirtilen baskısındaki orjinal metinlerle karşılaştırmaları gerekir. Zira aynı kitabın değişik baskıları arasında ciddi farklılıklar vardır.

Ahmed Hulusi'nin, sadece kendi resmi websitesinden yapılan alıntıların kendisine ait olduğunu; dolayısıyla; kendi tavsiye ettiği kitapevinin sattığı, kendisine ait kitaplardan orjinaline sadık kalınarak yapılmış alıntıların kendisine ait olmadığını, sitesinin hemen başında, koyu, kırmızı ve büyük harflerle belirterek, yıllardır yayınlanan kitaplarını inkar etmesi hayret vericidir.

Daha hayret verici olanı ise sitesinde; bahsedilen konuların mahiyeti ile ilgili önemli değişiklikleri, hiçbir açıklama yapma gereği duymadan, yapmayı alışkanlık haline getirmiş olmasıdır. Halbuki, tek amacının insanlarla bildiklerini paylaşmak olduğunu ifade eden bir kişinin, şeffaf bir tutum sergilemesi gerekir.

Bizi cinni olmakla ve gerçekleri çarpıtmakla itham edenlere ise cevabımız aşagıdaki ayettir:

''Sana kesin bilgi geldikten sonra, onun hakkında seninle mücadele eden kimselere; 'Gelin! Oğullarınızı ve oğullarımızı, hanımlarınızı ve hanımlarımızı, kendi canlarınızı ve kendi canlarımızı davet edelim ve sonra haksız (olanın) üzerine Allah'tan lanet dileyelim.' de. Allah'ın lanetini yalancıların üzerine kılalım.'' [Kuran, Ali imran 61]

İlahi adaletin mümkün olduğunca çabuk tecelli etmesi için; bu yazıyı okuyan herkesten; 'Allah'ın laneti yalancının üzerine olsun' demesini istirham ediyorum. Allah niyeti halis olan herkesten razı olsun. Amin...

Nebiyi şan’a da cinler kuşatmıs dediler
Gıybet edip taşı toprağı yediler
Taşlanmayan Allah dostu olur mu
Taştan kaçıp kahraman göründüler

Gerçek velilerin ilmi özünde
Maymunda aramaz Hak konuşur sözünde
Garbi taklit eder sahte kahraman
Bir söyler bir unutur durmaz sözünde

Hak kapısı kolay girilir sanma
Ne kadar vursalar da dünyayı anma
Hak dostlarına laf atan hayvan
Gıybet iftira edeni Hak dostu sanma

İslamın sartı beş degişmez ayar
Okyanus ötesinden konuşur cinnar
Zengin kadın alır paraya doyar
Allah’ı bilmeyen bunlara uyar

Cafer’im ben kim bilir ahvalimi
Aşka düştüm kim anlar sualimi
Şehveti dünyadan lezzet alan bilmez
Destgiri Hak olan bilir halimi

1. ŞEYTANIN MÜSLÜMANLARDAN ÜSTÜNLÜĞÜ (!)
Okyanus Ötesi 1, baskı 1998, Sayfa 94-95
''...Şeytanların yani cinlerin çok çok büyük bir kısmı, "ALLAH" isminin işâret ettiği mânâyı bugünkü, TANRI`ya tapan müslümanların bildiklerinden çok daha iyi biliyorlar; ve de yaşıyorlar!... Kendilerindeki kuvvet de zaten oradan geliyor!... Şeytan bugünkü müslümanlardan çok daha fazla ALLAH`a iman sahibidir!... Şeytan kendisindeki kuvvet ve kudretin Allah'tan geldiğine iman hâlindedir... Ve de şeytan, bir kısım hâllerinde Allah`a sığınmaktadır!..''

Değerli okurlar; hiçbir semavi ktapta, şeytanın Allah'a iman ettiği yazılı değildir. Şeytan Allah'a sığınıyorsa; biz, kimden nereye sığınacağız? Bakın Kuran ne buyuruyor:

''Öyleyse Kuran okunduğu zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! Gerçek şu ki, iman edenler ve rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytan) hiçbir zorlayıcı gücü yoktur. Onun zorlayıcı gücü, ancak onu veli edinenlere, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir.''

[Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı, Ali Bulaç, 16/98-100]

''Ve o zaman meleklere: 'Adem için secde edin!' dedik. Derhal secde ettiler. Ancak iblis diretti, kibirine yediremedi. Zaten kafirlerdendi.'' [Kuran, 2/34]

Sevgili okurlar, Ahmet Hulusi;

Aden cennetine gideceği müjdelenen o şanlı nebinin şanlı ümmetine, Muhammet ümmetine;

ki, o şanlı nebi, ümmetinin zalimlerini dahi affettirmek için günlerce oruç tutmuş, son nefesinde bile ümmeti için ağlamıştır;

bügünkü müslümanların kafir şeytandan bilgi, iman ve yaşantı olarak daha aşağı olduğunu (!) ifade ederek, hakaret ve iftira etmektedir!

O şeytan ki;

‘Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi.’ [Kuran, 7/13]

ayetinde olduğu gibi, ne kadar alçak olduğu Kuran’da sabittir.

Günümüzde inançlı insanlar başsız kalmış olabilirler; eğitimsiz kalmış olabilirler fakat asla şeytandan aşağı olamazlar.

Allahın ruhudur insan, bil ki kendi canı;
Şerefsiz deme ona, ademdir iyi tanı!

Ne var ki; şeytanın ademde göremediğini; şeytandan olanlar da elbette, inançlı insanlarda göremezler.

Sevgili okurlar;

Peygamberimiz; ‘birbirinizi sevmedikçe iman etmis sayılmazsınız’, buyuruyor.

Ben Cafer Abdullah, elhamdülillah müslüman ve müminim. Muhammet ümmetinin en cahilinin dahi saçının bir teline kurban olurum. Niyetim sadece, peygamberimizin;

‘Günah işleyen bir kavmin içinde bunu ıslah etmeye kadir olanlar bulunduğu halde düzeltmezse, Allah’ın azabı umumi olur!’;

buyruğu doğrultusunda sorumluluğumu yerine getirmektir.

2. CİNLERİN GAYBI BİLDİĞİ İDDİASI
Ruh İnsan Cin kitabı, 16. Baskı, sayfa 119-120
“...Dünya üzerinde, anlattıklarımıza en büyük örnek durumunda olan ve CİN`lerden birisine bağlı olarak yaşamış bulunan Ahmed Kadyani, bizzat kaleme aldığı hayat hikâyesine göre, Hindistan`ın Kadyan kasabasında doğmuştur...

Kendi anlattığına göre, keşif(!) yoluyla ailesinin aslen Semerkand`lı olduğunu öğrenmiştir... Yaratılış olarak kendi kendine kalmaya yönelik ve hassas bir yapıya sahip bir kişidir.

Sık sık yalnız bir köşeye çekilip benliğini tanıma çalışmaları yapmaktadır...

İşte bu günlerden birinde aniden gizliden bir ses iştir... Bu sesi sadece o duyabilmektedir... Kendisinden başkası o sırada yanında olsa bile, bu sesi duyamamaktadır...

İşte bu ses, babasının o gün akşam ezanından sonra öleceğini, bildirir...

Ahmed Kadyani bunu işitince çok korkar ve çok üzülür...

Bu üzüntü ve korku sırasında ses tekrar gelir:

-ALLAH" kuluna yetmez mi?..

Ve gerçekten o gün akşamüstü babası vefat eder...”

Değerli Müslümanlar;

Ahmed Hulusi burada, cinlerin gaybı bildiğini iddia etmektedir. Bu konuda Kur’an ne diyor; ona bakalım..

“Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, O’nun öldüğünü ancak asasını yiyen bir ağaç kurdu (güve) onlara gösterdi. (Sonunda yere) düşünce anlaşıldı ki, cinler gaybı bilselerdi, o alçak düşürücü azap içinde beklemezlerdi.” (Sebe/14)

Değerli Müslümanlar;

Ahmed Hulusi, cinlerin gaybı bildiklerini ifade ederek hem cinlerin H.Z. Muhammed´ten üstün olduklarını iddia etmiş oluyor1 hem de yukardaki ayeti inkâr etmiş oluyor ki, Kuran’ın bir ayetini dahi kabul etmemek, yine kendi ifadesi ile tamamını kabul etmemektir.2

Ayrıca; “Allah kuluna yetmez mi?..”3 ifadesi cinnî bir ifade değil, Kuran’dan bir ayettir.

3. INSAN-I KÂMİL KİTABI
Değerli Müslümanlar;

Ahmed Hulusi, kendi yanlışlarını kabul ettirmek için, insanları, “sadeleştirme” adı altında değiştirilmiş eski eserlere de yönlendirmektedir.4 Örneğin...

İnsan-ı Kâmil; Abdülkerim Cilî, baskı 1996,
Kitsan; 2. Cilt, Ellinci Bölüm, Sayfa 51
“RUH-UL KUDÜS HAKKINDA

Bil ki!..

RUH-ÜL-KUDÜS: Ruhların da ruhudur... demektir.

Ruh-ul Kudüs; 'KÜN (OL)' (En'am suresi, ayet 73) emri şumulünün altına girmekten yana münezzehtir...

Ayrıca asla onun için Mahluktur!.. da diyemeyiz. Zira; o Hak'kın has olan yüzlerinden bir yüzdür, o yüzle kaimdir...

Ruh-ul Kudüs; bir ruhtur... Ancak diğer ruhlara benzerliği yoktur... Çünkü Ruh-ül Kudüs; Allah'ın ruhu'dur... Ki Cenab-ı Hak; Ademe bu ruhtan üflemiştir.

Aşağıda ki ayet-i kerime ile, bu manaya işaret edilmiştir;

'- Ona ruhumdan üfledim.'(Sat suresi, ayet 72)

Değerli Müslümanlar;

Yukarıda Abdülkerim Cilî’nin çok açık bir şekilde ifade ettiği mânânın nasıl değiştirildiğine lütfen ibretle bakınız:

“Bu mânâdan da anlaşıldığı gibi, Adem'in (a.s) ruhu yaratılmıştır; ama Allah'ın ruhu yaratılmış değildir.”

Değerli Müslümanlar;

Çelişkiyi gördünüz. Üstteki paragrafta Abdülkerim Cilî, “Allah’ın ruhuna mahluk denmez”; yâni, “Allah’ın ruhu yaratılmamıştır” derken, alttaki paragrafta ise, Allah’ın ruhu olan ademe üflenen ruhun yaratıldığı ifade ediliyor. Böyle bir çelişkinin yer aldığı bir sadeleştirmenin altında ancak ya çok büyük bir basiretsizlik, ya da çok büyük bir ard niyet gizlidir... Yorum sizlerin....

Aynı kitaptan bundan daha vahim olan başka örnekler verelim:

2. Cilt, Elli dokuzuncu Bölüm, 3. Fasıl, sayfa 219
“...İblis ve tebeasınıysa; Yüce Hak; Celal, Zulmet ve Dalal sıfatından yarattı ki... öbürlerini olduğu gibi; bunları da Peygamber (s.a.v.) Efendimizin nefsinden yaratmıştır.”

2. Cilt, Elli dokuzuncu Bölüm, 3. Fasıl, sayfa 225-227
“...'Kıyamete kadar.' (Sad suresi, ayet 78)

Buyrulması da, yine hasr ifade eder...

Ki; Kıyamet günü geçtikten sonra, İblis'e lanet yoktur!..

Çünkü; 'Kıyamet günü.' denilen Din Günü tabii zulmetin hükmü kalkar!..

Bu manaya göre İblis: İlahi huzurdan ancak kıyamet gününden önce kovulur ve tard edilir... çünkü, onun asli durumu bunu gerekli hale getirir...

Onun aslısının iktizası ise, tabii engellerdir ki, Ruhun ilahi hakikatlerle tahakkukuna engel olur.

Amma, bundan sonra; tabii durumlar, kemalat cümlesinden sayılır.

Artık ona lanet yoktur, sırf yakınlık vardır!..

Ve o zaman iblis, önce olduğu gibi, Allah katında bulunan ilahi yakınlığa döner...

Bu ise cehennemin zevalinden sonra olur.

Çünkü: Allah-u Teala'nın yarattığı her şey, elbette önceden bulunduğu hale gelecektir.

Her şey aslına rücu eder.. Atasözü...

Bu asalet durumu, kat'idir...

Bu manayı iyi idrak eyle!..

Söylediğine göre: İblis, lanete uğradıktan sonra; çok sevindi. Aşka gelip coştu... hatta bu hali ile alemi doldurdu...

İblisin bu halini görünce şöyle dediler:

Nedir bu halin?.. Sen huzurdan kovuldun!..

Bu soruya şöyle cevap verdi;

Bu benim için bir hıl'atir, rütbedir. Habib Allah tek beni seçti. Onu: Ne bir meleğe giydirdi; ne de bir mürsel peygambere.”

Değerli Müslümanlar;

Baştan sona satanist görüşler içeren bu bölümle ilgili olarak sadece dört noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum:

1- İblis cinler, peygamberimizin nefsinden yaratılmamıştır. Peygamberimizin nefsi Allah’ın ruhudur.

2- İblis cinler, hiçbir zaman Allah’a yakın değillerdi ve hiçbir zaman da Allah’a yakın olamazlar; çünkü ateşten yaratılmışlardır.

3- Şeytan cinlere, sadece kendilerine ait olanları saptırmaları için kıyamete kadar mühlet verilmiştir. Buradan; onların sadece kıyamet gününe kadar lanetlendiği, kıyamet gününden sonra üzerlerinden lanetin kalkacağı ve Allah'a yakınlık elde edecekleri mânâsı çıkmaz.

“Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.” (Sad/85)

4- Cehennem ebedîdir; hiçbir zaman son bulmayacaktır (zeval olmayacaktır). Zira, Kuran bunu aşağıdaki ayette olduğu gibi, bir çok yerde ifade etmektedir:

“İşte bu Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedî kalacakları yurt (cehennem) vardır.” (Fussilet/28)

“Ancak Allah’tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O’nun vahiylerini açıklayabilirim. Kim Allah’a ve Resülüne karşı gelirse, şüphesiz onlar için, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.” (Cin/23)

4. MELEKLER, İNS VE CİN
Sevgili okurlar,

Ahmet Hulusi'nin son zamanlarda, özellikle kendi resmi web sitesinde online yayınlanmakta olan kitaplarında sürekli değişikler yaparak, ortaya konan çelişkileri ayıklama gayreti içinde olduğu açıkça görülmektedir.

Ancak ortaya konan çelişkilerin de ötesinde...

Özellikle kendi okurlarının hemen farkedeceği üzere, resmi web sitesinde; aşağıda bizim kendi kitaplarından, gayet tabi orjinaline sadık kalarak yaptığımız alıntılarda cinleri tanımlayan ifadelerde de geçen, 'ışınsal' sözcüğünü çıkartıp yerine 'dalga' sözcüğünü koyduğu gibi...

Ahmet Hulusi'nin; kendisiyle özdeşleşmiş tanımlamalarında bile anlamsız değişikler yapması gerçekten dikkate değer.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 23-24
“...Atom boyutundan salt enerji boyutuna kadar tüm kuantsal kökenli ışınsal yapılar MELEK kelimesiyle; ışınsal yapı üstü yapılar da İNS ve CİN diye tarif edilmiştir.”

Değerli Müslümanlar;

Ahmed Hulusi, yukarıda, meleklerin ışınsal yapı, cinlerin ve insanların ise ışınsal üstü yapı olduğunu ifade ederken, aşağıda da okuyacağınız gibi, aynı kitabın diğer sayfalarında ve başka kitaplarında ise, cinlerin ve insan ruhunun aynı ışınsal yapı olduğunu iddia etmektedir. Bundan daha vahim olan iddia ise, meleklerin madde varlıklar olduğu iddiasıdır. Zira; ışın ve kuant maddedir.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 23-24
“...CİN kelimesiyle işaret edilen UZAYDAKİ VARLIKLAR daha sonra da detayları ile anlatacağımız şekilde astral bedenle varolan bir tür HOLOGRAMİK varlıklardır.

Aynı şekilde İNSAN RUHU dahi, insan beyninin üretmiş olduğu dalgalardan oluşan bir tür HOLOGRAMİK IŞINSAL BEDENdir!”

“...Bu yüzdendir ki insan ve cin ve hayvan denilen tüm varlıkların orjini tümüyle meleklerdir.”

Değerli Müslümanlar;

Yukarıda tüm varlığın orijininin melekler olduğu ifade edilirken, meleklerin de ışınsal, kuantsal bir yapıya sahip oldukları iddia edilmektedir. Bilim adamlarına göre; ışın ve kuant maddenin en ince parçalarıdır; yâni maddedir. Ahmed Hulusi, böylece tüm varlığın maddeden ibaret olduğunu söylemektedir. Yâni, Kuran’da bahsedilen madde ötesini (ahireti) inkâr etmektedir.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 157
“...Cinlerin yapısının bir takım ışınlardan meydana geldiğini daha önceki bölümlerde açıklamıştık. Keza insanların da yapısının ışınlardan meydana geldiğini ve insan bedeninin her an bir takım ışınlar yaymakta olduğundan söz etmiştik.”

İnsan ve Sırları kitabı, 18. baskı, sayfa 149
“...Günümüz modasıyla «uzaylı» varlıklar denilen «cin»lerin bedeniyle insanın bu taşıyıcı ruhu aynı yapısal özelliklere sahiptir.”

Değerli Müslümanlar;

Ahmed Hulusi, yukarıda açıkça cinlerle insan ruhunun aynı yapısal özelliklere sahip olduğunu ifade etmektedir. Halbuki ışınsal olan yapı, yine kendi ifadesiyle, ateş yapıdır.5

“CANNI (CİNLERİ) DA DUMANSIZ ATEŞTEN (IŞINDAN) YARATTIK.” (Rahman/15)

“Hakikatte biz insanı bir kuru çamurdan, suretlendirilmiş bir balçıktan yarattık. Cin taifesini de bundan önce dumansız ateşten yaratmıştık. Ve düşün o vakit ki, Rabbin meleklere, ‘Ben’ demişti; ‘Kuru bir çamurdan, suretlenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Dolayısıyla onu düzenleyeceğim ve içine ruhumdan nefh eyleyeceğim (üfüreceğim) zaman derhal onun için secdeye kapanın!’ ” (Hicr/26~29)

Değerli Müslümanlar;

Yukarıdaki ayetlerin de açıkça ifade ettiği gibi, cinler ateşten yaratılmıştır. İnsanın bedeni çamur, ruhu ise Allah’ın ruhudur ve asla ışınsal, yâni ateş değildir. Cinlerle insan ruhunun yapısal özellikleri çok ayrıdır. Melekler ise nuranî yapılardır. Ahmed Hulusi, bu suretle yukardaki ayetleri açıkça inkâr etmektedir.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 189
“...Daha önce de açıklamaya çalıştığımız gibi, CİNLER istedikleri anda ve yerde, arzu ettikleri bir şekilde insanlara madde ötesi olan yapılarını madde görüntüsüyle gösterebilirler.”

Dua ve Zikir kitabı, 26. baskı, sayfa 259
“...Hz. İsa da şu anda yaşamakta olduğu ruh ya da bir tür halogramik ışınsal bedenini tekrar yoğunlaştırmak suretiyle yeni baştan aramıza dönecektir ki, bu dönüş yaşı da, ayrıldığı andaki 33 yaşın sureti ve şekliyle gerçekleşecektir.”

Değerli Müslümanlar;

Birincisi; İsa A.S.’ın ruh bedeninin ışınsal beden olduğunu iddia etmek, O’nun ateş beden olduğunu, yâni cin olduğunu iddia etmektir. Halbuki İsa (A.S.), her insan gibi, Allah'ın ruhudan olduğu için, ruhani bir varlıktır.

İkincisi; Ahmed Hulusi’nin ifadesine göre, madde ötesi (yâni ahiret), güya cinlerin yaşadığı mekândır. Bu doğru olsaydı, hiçbir cin ahireti inkâr etmez, hepsi Müslüman olurdu. Ayrıca; madde ötesine, yâni ahirete “cinlerin alemi” demek, ahireti madde yapmaktır. Zira; cinler alemi madde alemdir.

Üçüncüsü; madde ötesi bedeni yoğunlaştırıp madde aleme geçiş asla söz konusu olamaz.

Dördüncüsü; hiçbir cin, bir peygamber gibi asla olamaz.

Beşincisi; madde ötesinden dünyaya tekrar gelip yaşamak mümkün olsaydı, Hz. Muhammed (s.a.v.) gelirdi. Böyle bir olay asla mümkün değildir.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 80
“...Basit mânâdaki, yâni bizim umumî olarak anladığımız ölümleri ise, kendilerine tayin edilmiş ömürleri sonunda perisperilerinden (ışınsal bedenlerinden) soyutlanmaları tarzında olmaktadır. Cinler kendilerinden birisinin ölümlerini, onun aralarından kaybolmalarıyla anlarlar.”

Değerli Müslümanlar;

İnsanlar ölünce, güya cinlerin boyutu olan ışınsal boyuta geçiyorlarsa, cinler ise, ölünce, ışınsal bedenlerinden soyutlanıp bulundukları (güya) madde ötesi olan alemden kayboluyorlarsa, peki o zaman, ölen cinler nereye gidiyorlar?.. Bunun yorumunu size bırakıyorum.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 25
“...Evet, ‘CİN’ sınıfı genelde ‘İNSAN’ sınıfına secde etmemiştir!.. Etmez de!.. Zira, yapısal olarak insandan pek çok üstün özelliklere sahiptir.”

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 80
“...Yapıları sebebiyle çok gelişmiş imkânlara sahip olmalarına rağmen, düşünce seviyesi bilinç olarak insanlardan üstün olanına da rastlanmaktadır!.. Şurası da kesin olarak bilinmektedir ki, üstün insan, üstün CİNden daha üstün olmaktadır.”

Değerli Müslümanlar;

Cinler ateş yapılardır. İnsana ise Allah'ın ruhu üflenmiştir. Ateş yapı nasıl olur da Allah’ın ruhundan üstün olabilir? Bu şahıs, kitaplarında cinleri apaçık her fırsatta övüp, insanlardan üstün olduklarını ima ederek, insanları şeytani cinlerle korkutmayı hedeflemektedir. Halbuki Kur’an;

“Size o haberi getiren şeytan sadece kendi dostlarını korkutur. Siz ondan korkmayın da bana isyan etmekten korkun! Eğer müminlerseniz...” (Ali İmran/175);

“Doğrusu o benim kullarım yok mu? Senin, onlar üzerine hiçbir saltanatın yoktur, vekil ise Rabbin yeter.” (İsra/65)

demektedir.

İnsan akıldır; melekler zekâdır; cinnî şeytanlar ise cehalettir. Cinnî şeytanlar cahil olmasaydı, ademe secde ederdi. Bu şekilde şeytanları yüceltenlerle ilgili olarak aşağıdaki ayet inmiştir:

“Bir kısmını hidayete kavuşturdu, bir kısmına da sapıklık hak oldu. Çünkü bunlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler. Bir de kendilerini hidayet üzere zannederler.” (Araf/30)

5. CİNLER VE SİGARA
Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 111
“...RİCAL-İ GAYB denen evliyaullah'ın asla SİGARA içmemesine karşın, CİNNİ olan kişilerin hemen tamamının SİGARA müptelası oldukları, gözlemlerimiz arasındadır. Bu sebebledir ki CİN adıyla anılan bu görünmez varlıklardan uzak kalmanın en başta gelen tedbiri SİGARAdan uzak durmaktır.”

Değerli Müslümanlar;

Burada da, sigara içenlerin tasavvuf ehli, veli olamayacakları iddia ediliyor. Halbuki; örneğin, bir sigara tiryakisi olan Ladikli Ahmed Ağa, yine kendi ifadesiyle 300’lerden olan bir velidir.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 39
“...Einstein ilk olarak uzay ve zamanla ilgili düşüncelerimizin yanlışlığını ortaya koydu.”

“...Einstein bunlarla da yetinmedi. Maddenin enerjiye; yani başka bir tabirle maddenin madde ötesine dönüşmesinin esaslarını da inceledi.”

Değerli Müslümanlar;

Sigara içen müslümanları ve müslüman alimleri yerden yere vuran Ahmed Hulusi, onların uzak durulması gereken cinnî kişiler olduklarını ifade ederken; örneğin Albert Einstein gibi, sigara ve alkol bağımlısı batılı bilim adamlarını eserlerinde övüp göğe çıkarmaktadır ve müslümanları onlara yöneltmektedir. Zira; bir pipo ve puro bağımlısı olan Einstein’ın şarap ve kanyak içtiği, karısının ve doktorunun tüm çabalarına rağmen içki ve sigara alışkanlığından ölene kadar vazgeçemediği bilinmektedir. Üstelik sözkonusu bilim adamları ne Kuran'a ne de peygamberimize iman etmektedirler.

Ahmed Hulusi, esasında sigarayı bahane ederek, kendi yanlışlarına karşı çıkanları peşinen cinnî ilan edip, çevresindekilerin, çok hassas konuları objektif olarak değerlendirmelerini engellemek istemektedir.

Ayrıca; sigara konusunda ne bir ayet vardır, ne de bir hadis... Sigara konusu insani dinden çıkaracak kadar önemli olsaydı, bununla ilgili olarak peygamberimizin mutlaka bir hadisi olurdu.

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 109
“...Cinlerle ilgili pek çok eserde yazılı olduğu gibi cinlerin gıdası kokudur. Cinlerin en çok sevdikleri koku da sigara kokusudur.”

Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 81
“Cinler, hareketlilikleri ve madde kaydında olmamaları dolayısıyla, geçmişi tamamen bilebilmektedirler.”

Değerli Müslümanlar;

Madde kaydında olmayan bir varlığın gıdasının, madde olan sigara dumanı olduğu iddiası, ancak boş bir safsata olabilir. Ayrıca; dikkatinizi çekerim ki, burada cinlerin sadece gaybı değil, geçmişi de (üstelik tamamen) bildikleri ifade ediliyor. İyi incelendiğinde, söz konusu şahsın, her fırsatta cinlerin sözde üstün özelliklerini insanların zihinlerine kazımak gibi bir gayret içinde olduğu fark edilir.

6. 120. GÜN OLAYI
İnsan ve Sırları kitabı, 18. baskı, 1. cilt, sayfa 148
“...Beynin yüz yirminci günde ulaştığı bu kapasite ile, kozmik ışınların etkisi sonucu ölüm ötesi yaşamda devamını sağlayacak olan bedeni üretmeye başlamasına da din terminolojisinde 'bedene ruh üflemesi' tanımı getirilmiştir.

“...Beynin ürettiği bu, ruh adı verilen bir tür hologramik ışınsal beden dört veya üç katlı olarak incelenebilir.”

Değerli Müslümanlar;

Ahmed Hulusi; güya ışınsal (yani ateş yapı) olan ruhun, cenin dört aylıkken beyin tarafından üretilmeye başladığını iddia ediyor. Halbuki; insana Allah’ın ruhu üflenmiştir ve Allah’ın ezelde var olan ruhu, ne üretilir, ne de yaratılır. Sonradan var olan, yâni yaratılan her şey yok olucudur. Başlangıcı olanın sonu da olur. Şayet ruhumuz sonradan var edilseydi, tekrar yok olurdu. Ruhumuzun ebediyen yaşayacak olması, ezelde var olmasındandır. Madde bedenleriniz de dahil zahirde gördüğünüz her şey, bu ruha göre meydana gelir. Bu ruh olmadan hiçbir şey meydana gelmez.

Bu ruh, ne bedene girer; ne de bedenden çıkar gider. Sadece, beden aracılığı ile bireyselliğini yaşayacak tecrübeler edinir. Atomların birleşiminden meydana gelen biyolojik beden dağılınca da, elde ettiği kemaliyetle sonsuza dek yaşamını sürdürür..

“Hem Rabbin, Ademoğullarından, bellerinden nesillerini alıp da, onları nefislerine karşı şahit tutarak, ‘Rabbiniz değil miyim?’ diye şahit getirdiği zaman; ‘Evet’ dediler, ‘Şahidiz.’ Kıyamet günü, ‛Bizim bundan haberimiz yoktu’ demeyesiniz.” (Araf/172)

İnsan ve Sırları kitabı, 18. baskı, 1. cilt, sayfa 150-151
“Allah bir mahlûk hükmedip yaratmak istediği zaman Melek:

-Ey Rabbim, erkek midir, dişi midir; SAİD midir, ŞAKİ midir; rızkı nedir, eceli nedir. diye sorar. BUNLAR ANASININ KARNINDA İKEN BÖYLECE YAZILIR.”

“...Bu olay 120. günde bir anda olup biten bir iştir.”

Dikkatinizi çekmek isterim ki, aynı hadis yine aynı kitabın 103. sayfasında da yer almaktadır. Ancak 103. sayfada, “Erkek midir, dişi midir” ifadesi yerine, aşağıda görüldüğü gibi, “İşini” ifadesi yazılıdır. Yukarıdaki hadis doğru ise, Ahmed Hulusi hangi yetkiye dayanarak peygamberin hadisini değiştirmiştir?

“...Ve tekâmül eden mudgaya dört kelime emrolunur ki; Onun işini, rızkını, ecelini, sâid veya şakî olduğunu yaz!.. denilir.”

Akıl ve İman, 9. baskı, sayfa 201
“...120. günün sonunda, Allah bir melek gönderir ve gelişen o mudgaya dört özelliği yazması emrolunur. Onun cinsiyeti, rızkı, eceli, said veya şaki olduğunu yaz; denir.”

Değerli Müslümanlar;

Cinsiyet 120. günde oluşmaz. Zirâ; hepinizin bildiği gibi, doktorlar günümüzde, çocuk rahime düşmeden önce isteğe göre cinsiyeti belirleyebilmektedirler.

Said ve şaki olayının da 120. günden önce belirlendiğini, yine kendisi Akıl ve İman adlı kitabının 9. baskısının 213. sayfasında yer verdiği hadis ile ifade etmektedir.

“Allah, cennet için birtakım insanlar yarattı; bunlar babalarının omurga kemiğinde iken daha cennetlik oldu. Cehennem için de bir takım insanlar yarattı ki, bunlar babalarının omurga kemiğinde, iliğindeyken cehennemlik oldu.” (Müslim ve Ebu Davud)

7. ENERJİ
Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 31
“...Evet; günümüz bilimi, maddenin hıza göre değiştiğini, yüksek hızda ise enerjiye yani madde ötesine dönüştüğünü artık rahatlıkla kabul etmekte ve değerlendirmektedir.”

Değerli Müslümanlar;

“Maddenin enerjiye dönüşmesiyle madde ötesine dönüştüğü” ifadesi, bilimin değil, Ahmed Hulusi’nin iddiasıdır. Zira; aynı kitabın 33. sayfasında; “...Bundan sonra ünlü bilim adamı Albert Einstein şu açıklamayı yaptı: ‘Madde enerjidir; enerji de madde. Aradaki fark gelip geçici bir haldir.’” ifadesi yer almaktadır ki doğru olan da budur.

Ahmed Hulusi esasında, madde ötesine dönüşmenin enerjiye dönüşme olduğunu ifade ederek; “...Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.” (Bakara/156) ayeti dikkate alındığında, daha önce de ortaya koyduğumuz gibi, ahiretin ve Allah’ın (güya) enerji, yâni madde olduğunu vurgulamak istemektedir.

8. NAMAZ KONUSU
Değerli Müslümanlar;

Ahmed Hulusi'nin ilmiyle amel edenlerin, namaz konusunda yanılgı içinde olduklarına dair bazı duyumlar aldığımızdan ve namazın dinin direği olmasından dolayı, namazla ilgili aşağıdaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli Müslümanlar; imanın alâmeti; islamın beş şartını yerine getirmek başta olmak üzere, ibadet yapmaktır.

Dünyaya gelmemizin gayesi, ibadet yapıp ruhumuzu kemalleştirmektir. Sadece bilgi, ilim, insanı kurtarmaz. Örneğin; kalp ameliyatının nasıl yapılacağını okur, öğrenirsin. Fakat uygulamaya gelince, doktor olmadığın için, yapamazsın. Allah’a vasıl olmayı (ermeyi) velilerin kitaplarından okur, öğrenirsin; fakat vasıl olamazsın. Allah’a vasıl olmanın tek yolu, ibadet etmektir. İbadet ise, ancak madde bedenle yapılır, bedene yaptırılır. Namaz, bedene yaptırılan en önemli ibadettir. Bundan dolayı Resulullah; “Namazı terk eden dinini yıkmıştır” demiş ve beş vakit farz namazı kıldığı gibi, nafile namazları da kılmıştır.

En çok ibadet edenler, Allah’a vasıl olanlardır. Peygamber efendimiz, namazı, miraçla, yâni Allah’a vasıl olduktan sonra getirmiştir. Dünyadan ayrılana kadar da en çok namaz kılan kendileri idi. Geceleri kalkıp ayakları şişene kadar namaz kılardı. Şayet Allah’ı bildikten sonra namazın hükmü kalksaydı, peygamber efendimiz örnek olmak için sadece beş vakit farzları kılardı.

„Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.“ (Kuran, 17/79)

Namaz, insanın ilmini arttırdığı gibi, Allah’a yakınlık vesilesidir. Allah’ın Zatı sonsuz-sınırsızdır. Bu sonsuzlukta yol alabilmen için, dünyadan ayrılana kadar ibadet etmek zorundasın. Ne kadar çok namaz kılarsan, Allah ilminde o kadar ilerlersin. Akıllı bir insan, namazını terk etmez. Namazını terk etmiş, sözde “alim, üstad, çağdaş düşünür” görürseniz, ondan ceylanın aslandan kaçtığı gibi kaçınız. Zira namaz cephede dahi terkedilmez;

“(Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekat kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. İnkar edenler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah inkarcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” (Nisa/102)

Namaz kılmamakta ısrar edenlere, namazı terkedenlere ise ne deneceği aşağıdaki ayette yazılıdır:

„O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı. Fakat yalanlamış ve yüz çevirmişti. “Bu azap sana layıktır, layık! Evet, layıktır sana, layık!” denecektir.“ (Kıyame/31~35)

Aşağıdaki ayetlerde ise açıkça inananların namaz kılmaları gerektiği belirtiliyor.

“İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.” (Kuran, 14/31)

“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Kuran, 20/132)

„Namazı kılın, zekatı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.“ (Kuran, 2/43)

İnsan ve Sırları, 1. Cilt, 18. baskı, Sayfa 237
“...Her Şey İbadettedir!..

İnsanların ve cinlerin varlığından gaye;

“İNSANLARI VE CİNLERİ ANCAK KULLUK ETMELERİ İÇİN HALKETTİM...” (51/56) Ayetinden anlaşıldığı üzere; sadece ve Ancak Allah'a ibadet etmeleridir!..

Bu ibadet, bütün insanlarda ve cinlerde, mutlak olarak yerine gelmektedir!..

Bütün insanlar ve cinler Allah'a ibadet durumundadırlar!.. Ayette, bir kısmı ibadet ederler veya isteyenler ibadet eder gibi bir mana yok! Tüm insanların ve cinlerin bu ibadet işlemini yerine getirmek için halk edildikleri söyleniyor... Bu iş için halk edildiklerine göre, bundan çıkan mana, hepsinin istisnasız bu işi yerine getirdikleridir!.. Cünkü bir şey, ne için meydana getirilmişse, o işi yapar!..”

Değerli Müslümanlar;

Kulluk başka, ibadet başkadır... Bu sebeble zaten ayette de “ibadet” kelimesi değil, “kul” kelimesi geçmektedir.

Basit mânâda, ibadet, kulluğun bir ifadesi olabilir; ama geniş mânâda, kulluğu yerine getirmek, her zaman, ibadet etmek anlamına gelmez. Örneğin; namaz, basit mânâda pek tabi kulluğun bir ifadesidir ve ibadettir. Ahmed Hulusi’nin çarpıttığı geniş mânâya göre ise; hırsızlık, tecavüz ve katliam yapmak da bir ibadettir. Halbuki hırsızın, tecavüzcünün ve katliam yapanın ortaya koyduğu fiiller, Ahmed Hulusi’nin iddia ettiğinin aksine, asla ibadet olamaz. Zira; ibadet ancak Allah’a yaklaştıran fillerdir.

Evet, mutlak manada her şey kuldur; ancak her şey ibadet halinde değildir!.. Görüldüğü üzere, Ahmed Hulusi bu iki kavramı birbirine karıştırmaktadır.

“Hakkı bâtılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara/42)

Son olarak; geçmiş evliyaya ait kitapları, kimin ne maksatla çevirdiğini, ya da sadeleştirdiğini bilmeden, o kitalardan yapılan alıntılara itibar etmemenizi tavsiye ediyorum. Zira; bir çok insan, “Bak, filan veli şunu yapmış” gibi ifadelerle aldatılmaktadır. Unutmayınız ki en doğru ölçü peygamberimizin yaşantısıdır ve ancak ayet ve sahih hadisler güvenilir delil olarak kabul edilebilir. Hiçbir ayet ve hadis namazın Allah'a erdikten sonra terkedilebileceğini söylemez.

9. KADER KONUSU
Değerli müslümanlar,

Kader ilmi asırlardır anlaşılmamış bir konudur. Bu konuyla ilgili olarak birinci görüş; cüzi iradenin olmadığını ve kaderi Allah’ın yazdığını söyler. İkinci görüşe göre ise, cüzi irade vardır ve herkes kendi kaderini kendi yazar.

Birinci görüşe göre, hiç kimse Allah’ın yazdığı kaderin dışına çıkamaz. Allah, senin yaptıklarını sana cebren yaptırır. Bu görüşle ilgili olarak birçok ayet ve hadis vardır. Örneğin...

“Yolu doğrultmak da Allah'a aittir, ondan sapan da var. Bununla beraber Allah dilese, hepinizi hidayette kılardı.” (Nahl/9)

“Allah her kime hidayet ederse, işte o ermiştir. Her kimi de sapıtırsa, artık onu irşad edecek bir veli bulamazsın.” (Kehf/17)

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi birden iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? Allah’ın izni olmadıkça hiçbir nefis için iman edebilmek yoktur. Ve akıllarını güzel kullanmayanları pislik içerisine bırakır.” (Yunus/99-100)

“Allah önce kalemi yarattı; ‘Yaz’ dedi. Kalem, ‘Neyi yazayım?’ dedi. Allah, ‘Kaderi, olanı ve ebediyete kadar olacak olanı yaz’ diye buyurdu.” (Tırmızi, Ebu Davud)

“Allah yarattıklarını bir karanlık içinde yarattı, sonra nurundan saçtı; bu nurdan alanlar hidayete erdi, almayanlar delalette kaldı. Allah’ın ilmine göre kalem kurudu.” (Tırmızi, iman bahsi)

Görüldüğü üzere, bu ayetlere ve hadislere göre, insan kendine taktir edileni yaşamaktadır.

İkinci görüşe göre ise, yaptıklarını sen hür iradenle yaparsın, Allah sana zorla yaptırmaz. Bu görüşle ilgili olarak da birçok ayet ve hadis vardır. Örneğin...

“Kim iyi bir iş yaparsa bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.” (Fussilet/46)

“Herhalde, biz ona yol gösterdik, ister şükredici olsun, ister nankör, kâfir.” (İnsan/3)

“Başınıza ne bela geldiyse kendi ellerinizin kazandığıyladır. Halbuki bir çoğunu affediyor.” (Şura/30)

“Kim doğru giderse sırf lehine gider. Kim de sapıklık ederse ancak lehine eder. Ve hiçbir günahkâr diğerinin günahını çekemez. Biz bir resul gönderinceye kadar azaplandırmayız.” (İsra/15)

“Her doğan ancak İslam fıtratı üzere doğar. Sonra ana ve babası onu, Yahudi veya Hristiyan yapar.” (Ebu Davud, Ebu Müslim, Tırmızi)

İkinci görüşün öne sürdüğü hadiste; insanların anne ve babaları tarafından yönlendirildikleri; ifade edilmektedir. Birinci görüşün öne sürdüğü hadislerde ifade edildiği gibi, kader yazılmış, kalem kurumuş olsaydı, bu mümkün olmazdı.

Dikkat edilirse, iki görüşü de destekleyen hadisleriyle, Peygamberimizin ağzı; yine iki görüşü de destekleyen Kuran'ın ağzıyla aynıdır.

Peki; biz, her iki görüşü de destekleyen ayet ve hadislerden sonra, bu işin içinden nasıl çıkıp, kaderi nasıl anlayacağız?

Değerli Müslümanlar;

İlahi kitaplardaki ayetlerde; avam düzeyine, havas düzeyine ve hassül havas düzeyine olmak üzere üçlü bir hitap vardır. Bu hitapların birbirine karıştırılmasından dolayı, kader gibi birçok konuda ihtilafa düşülmüştür. Örneğin; Kuran’daki, “Mahlukatın kaderini önceden yazdık” ayetinden yola çıkan birinci görüşün savunucuları; insanı mahluk olmakla sınırlayıp, insanın biyolojik madde bedenden öte bir varlık olduğunu gözardı ederek, insanın kaderinin önceden yazıldığına inanırlar.

Halbuki; “mahluk” kelimesi, zahirde gördüğümüz; insan, hayvan ve nebatın madde bedenleri, galaksiler, yıldızlar ve gezegenlerle baraber; göremediğimiz cinlerin ateş bedenleri, atomlar, atomları meydana getiren parçacıklar gibi, varlığın madde boyutuna işaret eder. İşte; kaderi önceden yazılmış olan; mahluktur, yani yaratılmış olandır; varlığın madde boyutudur.

Nasıl ki tüm varlığı madde ile sınırlamak yanlış ise, varlığın özü olan insanı da madde beden ile sınırlamak yanlıştır. Zira varlık ve onun özü olan insan; madde üstü, madde ve madde ötesinin BİR.liğidir. İnsanın madde olan boyutuna „beşer“ denmiştir. Dolayısıyla kaderi yazılan insanın beşeriyetidir.

Ancak insan; beşeriyetin üstünde bir varlıktır. Zira onun ruhu, aşağıdaki ayetlerin de açıkça ifade ettiği gibi, “Allah’ın ruhu”dandır.

“Ve düşün o vakit ki Rabbin meleklere, ‘Ben’ demişti; ‘Kuru bir çamurdan, suretlenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Dolayısıyla onu düzenleyeceğim ve içine ruhumdan nefh eyleyeceğim zaman derhal onun için secdeye kapanın.’” (Hicr/28-29)

“O ki yarattığı her şeyi güzel yarattı. Ve insanı yaratmaya bir çamurdan başladı. Sonra da bir sülaleden, bir hakir sudan neslini yaptı. Sonra onu düzenleyip İçİne ruhundan üfledİ.” (Secde/7~9)

“Rabbin meleklere demişti ki, Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Onu tamamlayıp İçİne de ruhumdan üfledİğİm zaman, derhal ona secdeye kapanın.” (Sad/71-72)

“Ve Rab Allah yerin toprağından adamı yaptı ve onun burnuna hayat nefesİnİ üfledİ. Ve adam yaşayan can oldu.” (Tevrat, Eski Ahit, Tekvin, Bab 2/7)

İşte insana üflenen bu ruh, insanın madde üstü boyutudur. Ancak; insana madde üstünden sadece bir cüz üflenmiştir. İşte; bu cüzzün iradesi, cüzzi iradedir. İnsana üflenen cüzzi ruh, madde üstünün bütünselliği olan tümel ruhtan ayrı olmadığı için, cüzzi irade de tümel ruhun iradesi olan külli iradeden ayrı değildir. Madde üstü; mahluk, yani yaratılmış olmaktan, bir kadere tabi olmaktan münezzehtir. İnsan, işte bu madde üstü boyutu itibariyle beşeriyet üstü bir varlıktır, ademdir. Zira adem, beşeriyet üstü bir varlık olmasaydı, melekler kendisine secde etmezdi.

Ancak bu hakikat; tasavvuftaki mülhime noktasına gelen bir çok insanın, kendisinin Allah olduğu zannına kapılmasına neden olmaktadır. Bu zanna kapılanlar;“Allah dilediğini yapar, günah-sevap yok” diyerek, her türlü yanlışı yapmaya başlar ve yaptığı yanlışlardan kendisini sorumlu tutmaz. Namaz gibi şeriatın emirlerini terk eder. Ya da; birinci görüşün savuncuları gibi, “İnsanın iradesi olmadığına göre, yapan da yaptıran da Allah’tır” diyerek, insanlara, yaptıklarını, Allah’ın zorla yaptırdığına inanır. Bu anlayış, “Cebriye Mezhebi” anlayışıdır. Bu anlayıştaki kişiler tekliği yaşadıklarını sanırken, aslında, bir kaderi yazan Allah’ın varlığına, bir de kadere mahkum insanın varlığına inanarak, farkında olmadan ikiliğe düşmüşlerdir. İşte bu anlayış şirktir. Bu tür kişilere doğruları kabul ettirmek mümkün değildir. Çünkü; onlar, kendilerinin en yüksek makamda olduklarını zannederler.

Halbuki teklik, bir anlayış değil, sıfattır. Örneğin; dünyada yaşayan yedi milyar insanın siması birbirine benzemez. Hiç kimse birbirinin tıpkısının aynısı değildir. Ağaçlar da öyledir. Örneğin, milyarlarca elma ağacı vardır; fakat birbirinin tıpkısının aynısı değildir. Kiminin boyu uzun, kiminin kısa, kiminin dalı eğri, kiminin gövdesi kalın vs. Hayvanat da öyledir. Hattâ yağan kar taneleri bile birbirinin tıpkısının aynısı değildir. Gezegenler, güneş sistemleri, galaksiler de öyledir. Madde evrende yaratılan bir nesnenin tıpkısının aynısı ebediyete kadar bir daha asla yaratılmaz. Madde ötesi sayısız alemler ve orada yaşayan sayısız varlıklar da böyledir. İşte; teklik kanunu budur. Herkes, farkında olsun olmasın, tekliğini yaşar. Yoksa; “Allah birdir, tektir; ben de bunu anlayıp vahdet sırrına erdim. Allah’tan başka bir şey yoktur; ben de O olduğuma göre, dilediğim gibi yaşarım. Allah’ın namaza ihtiyacı yoktur” deyip günah-sevap tanımadan tekliğini yaşadığını sananlar yanılmışlardır.

Kâinatta hiçbir şeyin tıpkısının aynısı yoktur; her birim tektir. İşte „Allah'ın TEK.liği“ budur. Aynı zamanda bütün birimler birbiriyle bağlantılıdır ve bütünsel „TEK.“i oluşturur. Bunların bütününe de “Allah’ın BİR.liği” denir.

Çok daha dar görüşlü kimi insan da duruma göre hem,“Allah bizi yarattı, dünya üzerinde serbest bıraktı, bizim cüzi irademiz var, kaderimizi kendimiz yazıyoruz”, hem de “Allah’ın yazdığı kadere tabiyiz”, derler. Nefsine hoş gelen bir gelişme için, “Ben cüzi irademle yaptım” deyip kendine pay çıkarırken; nefsine hoş gelmeyen bir gelişme içinse, “Bu benim kaderimde varmış” deyip, olanlardan Allah’ı sorumlu tutar.

Kaderin hakikatine ermiş olanlar ise bilir ki, insanda; “madde üstü ruh”, “madde beden” ve “madde ötesi bilinç” BİR.lik halindedir. Bu BİR.likten dolayı insan kainatın özüdür. İşte;

“Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı. Onu Allah’ın suretinde yarattı.” (Tevrat, Eski Ahit, Tekvin, Bab 1/27)

ayeti bu hakikate işaret eder.

İnsan; kendisine üflenen ruh itibariyle ne Allah'tan ayrı, ne de, kendisine üflenen ruhun cüzziyeti itibariyle, Allah'la aynıdır. İnsan; bireysellikten münezzeh madde üstü tümel ruhtan bir cüzzün, madde de büründüğü beşeriyet vesilesiyle bireyselleşerek madde ötesi bilince dönüştüğü varlıktır. İnsan; ademe, bireyselleşme ve kemalleşme sürecinde verilen isimdir. Bu süreçte insan hem ibadeti yapan, hem de yaptırandır... Madde üstü aklı ile ilim elde edip madde bedenine namaz gibi çeşitli ibadetler yaptıran insanın madde ötesi bilinci kemalat elde eder. İşte; peygamberimizin aşağıdaki hadisinde ifade ettiği “hidayet bulan”, kemalleşen insandır.

“Allah karanlıkta nurundan saçtı; alan hidayet buldu, almayan dalalette kaldı”

Dar manada karanlığa ana rahmi denmiştir. Ana rahmi hava-toptak-sudan ibarettir. İçinde bulunduğumuz dünyaya aittir ve maddedir. Bu sebeple insan sadece ana rahminde değil, rahimden çıktıktan sonra da karanlıktadır. Karanlığa saçılan nur ise; insana dünya yaşantısı boyunca çeşitli vesilerle sunulan ilim ve ibadet olanaklarıdır. İşte bahsedilen nuru alıp hidayet bulanlar, dünyada sunulan ilim ve ibadet olanaklarını değerlendirenlerdir.

Ölümle birlikte taş-toprak-su olan madde beden dağılır; taşa, toprağa, suya karışır ve beşeriyet son bulur. Baki kalan; “...biz Allah’a aitiz ve sonunda ona döneceğiz...” (Bakara/156) ayetinin de işaret ettiği gibi, bireyselleşme ve kemalleşme sürecini tamamlayan ademdir. Zira her insan; en geç ölümle birlikte, topraktan gelenin toprağa, ruhtan gelenin de ruha döndüğünü (bilince dönüştüğünü), görür. Herkes, ahiret denen madde ötesinde; dünyada yaptıklarının sonuçları ile karşılaşır.

„O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.“ (Zilzal/6~8)

Bununla ilgili olarak kimseye torpil yapılmaz; kişi nebi dahi olsa, yaptıklarının karşılığını görür. İşte bu sebeble peygamber efendimiz, (s.a.v.) gece gündüz ibadet etmiş, namaz kılmıştır.

Değerli okurlar;

Son olarak size peygamber efendimizin “Devenizi bağlayın, öyle tevekkül edin” sözünü hatırlatmak istiyorum. Bu hadiste peygamberimiz, müminlere; cüzzi irade ile tedbir aldıktan sonra olacakları Allah'ın takdirine bırakmaları tavsiye ediliyor.

Kaderi anlamak için insanı doğru değerlendirmek gerekir. İnsan madde üstü ruh, madde beden ve madde ötesi bilincin BİR.liği olduğu için; insanı sadece ruh, ya da sadece beden, ya da sadece bilinç olarak değerlendirerek kader konusu asla anlaşılmaz. Bu konudaki ihtilafın temelinde bu yatar.

Kader konusunda birinci görüşün delil gösterdiği ayetleri insanının beşeriyetine göre, ikinci görüşün delil gösterdiği ayetleri ise insanın ruhaniyetine göre yorumlarsak, iki görüşün de delil gösterdiği ayetleri daha iyi anlarız. Birinci görüşe doğru, ikinci görüşe yanlış demek; ikinci görüşün ortaya sürdüğü ayetleri inkâr etmektir. Aynı şekilde ikinci görüş doğru, birinci görüşe yanlış demek ise; birinci görüşün ortaya sürdüğü ayetleri inkâr etmektir. Halbuki her iki görüşün de delil gösterdiği ayetler doğrudur. Bilindiği üzere Kuran’dan bir ayeti inkâr etmek, Kuran’ın tamamını kabul etmemektir. Bu sebeble, kader konusunu tartışmak sakıncalıdır. Bu konuyu tartışmış nice kavim helak olmuştur. Peygamber efendimiz (s.a.v.) de bu sebeble, aşağıdaki hadiste de ifade edildiği gibi, ümmetinin alimlerine dahi kader konusunu tartışmayı yasak etmiştir:

“Siz bununla mı emr olundunuz? Ben bunun için mi peygamber olarak gönderildim? Şunu biliniz ki, sizden önceki ümmetler, bu tür tartışmalara başladıkları zaman helak olmuşlardır. Sizi bu tartışmalardan men ediyorum.” (Tırmızi, Kader, 1)

Sevgili müslümanlar,

Kader konusu, Allah’a vasıl olmadan anlaşılacak bir konu değildir. Allah'a vasıl olan dahi böyle sınırsız bir manayı kelimlerle tam olarak ifade edemez. Zira, kader Allah'tandır. Bu yüzden, aklımızın almadığı yerde iman edelim... Çünkü kadere iman, imanın şartlarındandır. Kur’an bize, nasıl yaşamamız gerektiğini en doğru şekilde öğretmektedir. Ve Allah'ın rahmetiyle bize dua kapısı, yanlışlardan dönüp yolumuzu doğrultmamız için her an açık tutulmaktadır.

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara/186)

Bu davete en başta peygamberimiz uymuş ve sıkça aşağıdaki gibi dua etmiştir.

“-Ey kalpleri çeviren Allah! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.

Sahabeler sorar:

-Getirdiklerine iman ettik. Bizim için korkuyor musun, ya Rasulullah?

-Evet; çünkü kalpler Allah'ın iki parmağı arasındadır. Dilediği gibi onları çevirir.” (Hz. Ayşe)

Dua kaderi değiştirir ve kazayı önler. İnsan, kaderine dua ile yön verebilir. “Kaderinde dua etmek varsa edersin, yoksa edemezsin” sözü, cebriye mezhebi anlayışıdır ve insanı ancak duadan alıkoyar. Şeytani bir sözdür. Peygamberimizin dua konusundaki hadislerinde böyle bir ilavesi yoktur.

Sevgili okurlar; peygamber efendimizin kader tartışmasını sahabelerinin alimlerine dahi yasak ettiği hadisine, Ahmed Hulusi de "Akıl ve İman" kitabının 9. baskısının 209. sayfasında yer vermiştir.

Ancak

"Ruh İnsan Cin" kitabının 16. baskısının 111. sayasında da bakın ne diyor:
“a- VAHDET

b- KADER

Gerek farkında olmadan CİNNİ tesir altına girip kendini mürşid veya evliya sanan kişiler; gerekse de gerçekten CİNlerle ilişkide olanlar, bu konulara girmekten kesinlikle kaçınırlar...

Bu iki konu 'CİNlerin akıl zayıflıkları' sebebiyle uzak durdukları ve bağlılarını da uzak tutmaya çalıştıkları iki konudur.

Gerek 'CİNLER' ve gerekse de bilerek veya bilmeyerek onlara tabi durumda olanlar, insanlara bu iki ilmi öğretmeyi hedef alan tasavvuftan uzak tutmak için ne kadar başka ilim varsa, bunların hepsiyle meşgul ederler...

Nerede sizi 'vahdet' ve 'kader' ilminden uzak tutmaya çalışan bir kişi görürseniz orada 'CİNni izlerin mevcudiyetini öncelikle araştırabilirsiniz.”

Gördüğünüz gibi Ahmed Hulusi bu iddiasıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i dahi cin yapıyor. Halbuki; müslüman alimler, hocalar ve müminler, bu konuyu cinnî olduklarından dolayı değil, peygamberimiz (s.a.v.) yasak ettiği için tartışmazlar.

Değerli okurlar;

bütün bu yazdıklarımdan sonra belirtmek isterim ki, benim kader konusuyla ilgili hiçbir iddiam yoktur. Benim için esas olan Peygamber Efendimizin hadislerinde ve Kuran-ı Kerim’de buyrulanlardır, hepsine hiç şüphesiz iman ediyorum.

10. YORUMSUZ ALINTILAR
Sevgili okurlar;

Son olarak, Ahmed Hulusi’nin kitaplarında yer alan ve yorum yapmaya bile gerek duymadığım bir kaç bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Okyanus Ötesi 1, baskı 1998, Sayfa 88
“Soru:

-Cehennemin yakmayacağını madde beden yaşamıyla ölçebilir miyiz? Sağlayı, mihengi nedir?..

Üstad:

-Dünya yaşamında Allah Rasûlü’ne imanı olduğu halde ALLAH’ a iman etmemiş herkes Cehennem’de yanacaktır...”

Okyanus Ötesi 1, baskı 1998, Sayfa 142
“Soru:

-Yani ruhu olmayanın hafızası olmaz mı?..

Cevap:

-Ruhu olanın hafızası vardır; fakat her hafızası olanın ruhu yoktur... Yani ölüm ötesi yaşamını sağlayacak olan beyin üretimi kişilik ruhu, demek istiyorum... Unutmayın ki, genetik hafıza başka şeydir; ruh hafızası başka şeydir.

Soru:

-Hafızası olup da ruhu olmayan hangi varlıklardır? Teşekkürler...

Cevap:

-Hayvanlar ve diğer canlılar...”

Okyanus Ötesi 1, baskı 1998, Sayfa 145
“Soru:

-Bir Hadiste bazı peygamberlerin yanlarındaki hayvanları, Efendimizin de devesini Cennet'e götüreceği belirtiliyor. Hayvanlar ölüm ötesi yaşamda ruhunu üretmediğine göre bu Hadisi nasıl anlamalıyız?..

Cevap:

-Dün bir soru sormuştum kapatmadan evvel6, bu cevap onunla ilgilidir... Şimdilik erteleyelim...”

11. BİTİRİRKEN
Değerli insanlar;

Ahmed Hulusi'nin eserleri ilk bakışta, bilim dünyasındaki gelişmelere ve tasavvuf ilmine dayandırılmış, modern ve sade bir Türkçe ile ifade edilmiş özgün bir ilmi içerdiği izlenimini uyandırsa da, objektif olarak incelendiğinde, söz konusu eserlerin; hakikatten uzak, insanları maddeye iten ve hapseden, çelişki ve yanlış fikirlerle dolu oldukları görülür. Bu yazıda ortaya konanlar, şeytanî cinlerin Ahmed Hulusi gibi sözde alimlere neler yaptırabildiğine dair en açık ibrettir. Bununla ilgili olarak, Kuran’da aşağıdaki ayet yer almaktadır:

“Ve böylece Biz her peygambere insandan ve cin türünden şeytanlarını düşman kılmışızdır. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldar dururlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O halde bırak şunları, uydurdukları hurafelerle haşrolsunlar.” (Enam/112)

Peygamberimiz (s.a.v.) ise, bu hususta şunları söylemiştir:

“Ümmetim hakkında korktuklarımın en korkulusu, dili alim olan münafıklardır.”

Sevgili okurlar;

Son olarak Ahmed Hulusi taraftarları arasında hakim olan bir görüşe değinmek istiyorum. Bu görüşe göre; maddi zenginlik, manevi zenginliğin elde edilmesi yolunda çok önemli bir faktör, hatta kimilerine göre de şarttır. Bu kişiler; aristokrasi olmadan evliyanın yetişmesinin mümkün olmadığına, manevi gücün ancak maddi güçle elde edilebileceğine inanmaktadırlar. Ahmed Hulusi taraftarlarının maddi güç elde etmek istemelerinin temelinde bu görüş yatar. Halbuki bu görüş, aşağıdaki ayetlerin de açıkça ortaya koyduğu üzere, insanı maneviyattan uzaklaştırıp ebedi hüsrana sürükler. Bu ayetlere iman eden zengin sahabeler mal varlıklarını derhal infak edip ömürlerinin kalan kısmını fakirlikle geçirmişlerdir.

“... Altın ve gümüş biriktirenler ve Allah yolunda harcamayanları elem verici bir azap ile müjdele.” (Tevbe/34)

„Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz, cehennem derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.

O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.“ (Me'aric, 15-18)

Sevgili okurlar,

Ben bu yazıda sözü uzatmamak için ancak belli başlı konulara değindim. Elbette Ahmed Hulusi'nin hakikate aykırı söylemleri bunlarla sınırlı değil. Yazdığı bütün kitaplar bu tür, insanı yanıltan söylemlerle dolu. Müslümanın müslümanı uyarmak mecburiyeti vardır. Din konusu, insanın ebedî hayatını belirlediği için, sakın bu tür uyarılara fanatik yaklaşmayın. Lütfen konunun doğruluk derecesini araştırın. Çünkü; konu, sizin geleceğinizi ilgilendiriyor. Her zaman doğru olan tarafa yönelin.

Benim, İbrahim oğlu Cafer G. Abdullah olarak, müride ihtiyacım yok. Ben peygamber Efendimizin müridiyim. Müride müridlik yapılmaz. Sizler de, mürid olacaksanız, peygamberimizin müridi olun.

Seç çıkar mahluk içinden insanı
Ne büyükmüş kainatta ademin şanı
Cafer G. Abdullah

1„De ki: Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. ...“ (En’âm Sûresi/50) Bu ayette peygamberimizin dahi (Allah bildirmedikçe) gaybı bilmediği yazılıdır

2Ruh İnsan Cin kitabı, 16. baskı, sayfa 100

3Kuran, Zümer/36

4Okyanus ötesi 1, baskı 1998, sayfa 142

Soru

-Orijin varlığa işaret eden “Allah” ismini harf harf açar mısınız.?..

Üstad (Sorunun cevabı):

-Abdulkerim Ceyli`nin "İnsan-ı Kâmil" Kitabında var....

5Ruh İnsan Cin, 16. baskı, sayfa 86

6Söz konusu soru: “Cennette herkes kendi mertebesinin karşılığı yaşam içinde olacağına göre...

http://www.zehirli.org/konu/ahmet-hulusi-nin-insani-kufre-sokaca

Gez Gez Abdullah ve onun gibi düşünenlere cevap;

Yahu arkadaslarım lafları, sözleri saptırmanın bu kadarı, inanamıyorum size....
Hepinizin yorumlarını okudum, neden böyle onyargilisiniz, neden sizden farklı düşüneni hemen asip yakip biçiyorsunuz?

İsmini vermeyeceğim ama bir adam var, bu salavatı okuyan 100.000 sevap kazanır, bunu okuyan 70.000Melek duası gücünde dua alır, yok bunu okuyan su kadar bilmem ne kazanır gibi söylemlerle yıllardır kitap basıp satan birisi bu... Bizler böyle insanların kitaplarını evlerimize soktuk, araştırmadan, hakikate bilmeden, gercegi anlamadan körü körüne inandık... Kendi akıl muhakememize güvenmeyip bir TAKIM çok bilenleri kendimize ustad eyledik.

Yalvarıyorum size gerçekçi olun, Ahmet Hulusi iyidir ya da kötüdür ama Gez Gez Abdullah ve digerleri nasıl bu kadar yanlış anlamak istiyorsunuz nasıl bu kadar saptirabiliyorsunuz.
Ben sizin gibileri görünce hep söyle düşünürüm; "yeni fikirlere kapalı insanlar, kapalılar çünkü yenisini ogrenmeyeceknkadar tembeller" şimdi buyanızı de kalkar saptırırsanız... Yeni derken yorumlardan bahsediyorum.
Armişsiniz kendinizi yılllar yıllar yıllar oncesinin çöllerine... Bakın ben artık cok sıkıldım bu nedenle o klise hoca takımını dinlemiyorum... Hep aynı ornekler hep aynı hikayele, yahu günümüze gelin, modern dünyaya gelin ve modern dunyayı açıklayın. 7 saatlik uçak yolculugu ile 8.000km yol yapılan bir dünyada artık daha mantıklı ve modern yorumlara ihtiyac var.
Hala kalkıp sahabenin o cok eski donem hayat tecrübeleri ile bu hayatı okumaya çalışmak ne kadar doğru bilmiyorum.

Buradaki herkes iyi niyetli buna eminim, aynı zamanda inançlı ancak unutmayın ki Peygamber Efendimizin elçileri haber Kralı'na gittiğinde ve vahiyi haber verdiklerinde o kral nasıl karşılamıştı? Yeni yorumlara ihtiyacımız var.

Ben kısıtlı da olsa Ahmet Hulusi'nin yazılarını ve serlerini okudum. Nereden bakarsanız öyle görürsünüz.

Sizin inancınız ve yolunuz sağlamsa neden baskaları sizi yolunuzdan saptırsın kl?

Dünya çıldırmış durumda, baksanız su teknolojik gelişmeler, hepimiz köleler gibi çalışıyoruz, hepimiz kapitalist ekonominin ve kar kar kar diye basımızın etini yiyen patronlara cebellesiyoruz. Hayat cok zor tüm teknolojik kolaylıklara rağmen. Her yerde günah çukurları var.nereye baksan hayat seni çukurlara düşürmek için elinden geleni yapıyor.
Bakın bu yazıyı teknolojik bir harika olan telefonumdan yazıyor. Bu telefon bana ezan okuyor, o müthiş Kur'an telefonuma yüklü. İstediğim tüm kaynaklar bu cihazın icinde. Öylesine bir kaynak ki bu beni sürekli beni besliyor, zihnimi acıyor.

Kısaca kendimizi geliştirmeli düşünmeli, okumalı, daha cok aydınlanmalı aydınlatmalıyız.

Lütfen cahil cuhelalarda uzak duralım, düşünelim, daha fazlasını talep edelim.
Cuma namazına gidiyorum, o pis çorapları ve o pis insanları görünce bunu ne islamla ne de başka birşeyler ile aciklayamiyorum.

Her yanlış tamamen yanlış olmak zorunda değildir kuralı ile değerlendirip acaba bu adam ne diyor diye düşünmeliyiz.

Burada bir suru şey yazıp insanları kendi tarafinıza çekmek ya da alkış toplamak için değil düşünüp yorum yapmak ve katkıda bulunmak için kullanın bu mecrayı...

Son cümlem, mevcut din adamları ya da benzerleri gunümüz insanı ve gençliğini ikna etmekte cok zorlanıyor. Çünkü söylemler coooook ama coooook eski. Yeni dünyayı yeni yorumlarla kucaklayabiliriz.

Resmen atomlarına ayrılmış ıslam dini, hristiyanlık ve yahudilik yakalayamiyor gunümüz insanı. Her yer mezhep her yer tarikat ya da cemaat...

Bu bölünmüşlüğe gerek var mü bilmiyorum.

Oysa ki Allah bizden cok basit bir sekilde onu övmemizi, tesbih etmemizi, anmamızı, iyi ve yalansiz, dürüst insanlar olmamızı, kan dökmemizi istiyor.

CVP:http://www.zehirli.org/konu/ahmet-hulusi-nin-insani-kufre-so

Fikirlerine kapalı insanlar diye düşünürken aslında siz de onları anlamak yerine kendi fikirlerinize kapanmış gibi duruyorsunuz..

Sorun farklı düşünmek değil.. Sorun farklı düşündüğünü sanırken sınırları zorlamak. Birileri sınırların zorlandığını ısrarla vurguluyorsa demek ki sizin de göremediğiniz gerçekler dönüyor olmalı..

2 + 2 = 4 işlemine benzer bin türlü toplama çıkarma ve denklemler ortaya koyabilir çözebilir insanlar..

amma biri çıkıp

2 + 2 = 5'tir diyorsa, bunun adı farklı düşünme olmaz. yok efendim ben 5'i dört gibi görüyorumla telif yapılamaz.. ORtada matematğin bir kuralına zıtlık söz konusu olduğu gibi ahmet hulisi de ehli sünnet itikadının temel esaslarına zıt söylemler ortaya atmaktadır. Sorun da budur...

ister fikirlere kapalı olduğunuzu ortaya koyup bu yazılana itiraz etmeyi tercih edersiniz.. isterseniz farklı fikirlere de açığım deyip bu yazılanı tartar biçer öyle bir değerlendirme yapmayı denersiniz

karar sizin

anlayana ya da anlamak isteyene

o yazida „sunu demek istedi, bunu demek istedi“ denmiyor; sayfa numarisiyla, noktasiyla virgülüyle hulusinin hangi kitabinda ne dedigi ortaya konuyor; sonra dediklerinin islamla neden örtüsmedigi anlatiliyor. Tabi anlayana ya da anlamak isteyene....
Hulusi, "Şeytan bugünkü müslümanlardan çok daha fazla ALLAH`a iman sahibidir!" demis mi dememis mi?
Böyle bir sey diyen kafir olur olmaz mi?
Hulusi "seytanin üzerindeki lanet, azap ebedi degildir, bir gün son bulacak, cehennnem de bir gün zeval olcak" görüsünde mi degil mi?
Böyle bir görüse sahip olan kafir olur mu olmaz mi?
Hulusi cinler gaybi bilir diyor mu demiyor mu?
Bunu diyen kafir olur mu olmaz mi?
Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az...
hulusi de „Allah bir, Muhammed onun resulüdür“ diyormus... Ne diyecekti peki müslümanlari sapitmak icin... "Ben kafirim, gelin sizi sapitayim" mi diyecekti???
Odundan demir olmaz ki Allah ıslah etsin, akil fikir versin diyelim!..

Kıymetli arkadaşım, Cinler

Kıymetli arkadaşım,

Cinler gaybı bilir demiyor, yalan yanlış geleceğe ait bilgiler verirler ve çoğu da yanlıştır der Ahmet Hulusi.

Ben bütün yazdıklarını okumadım ama 5 tane kitabını okudum. Katıldığım, katılmadığım, anladığım ve anlamadığım hususlar var. Kafama en çok takılan nokta kader ile ilgili söyledikleri. Bana göre genel olarak Kuran'daki bildirilen insanların yaptıklarından hesap verme anlayışına ters düşüyor.

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

En doğruyu kim bilir ki...

ÇOOOk beğendim bu yazıyı...
katılıyorum ve ekliyorum...

Allah bir,Hazreti Muhammed onun resuludür demiyor mu bu A.H.
İnkar ediyorda ben mi anlamadım.Bu kadar kelime oyunları yapıp didikleyip yok şunu demek istedi,yok bunu demek istedi.
Kim mutlak doğruyu ben bilirim,doğrusu budur diyebilir ki.
Adam yorum yapıyor kendi bilgi,birikim ve idraki kadar.Ben anlıyorum kendi idrakim kadar.Aklıma kalbime yatanı alıyorum yatmayanı almıyorum.

Ama doğru ama yanlış.Neden kararlanır ve yargılanır ki insan.Açık açık küfür mü etmiş,küfrana götürecek ne demiş?Satır arası,bağlam içinden çekilip salt cümleleri didiklediğinizde herkesin hatasını bulursunuz.Söylenen ifadeler yorumlar bağlam içinde topyekün ele alınmalı.

Hata yapabilir.Yorumları kendine has,farklı bir tarz.Kalbine ve aklına uyan kısmına alırsın,kalbine aklına uymayanı almazsın.
Adamın kalbineden-aklından geçeni okuyabilecek özel güçleriniz mi var ki adamın niyetinin insanları küfüre sokmak olduğunu dersiniz.

Kimi zaman bir kafirin bir davranışı,bir yaşantısı,bir sözü bile bir insanın beyninde -kafasında kilit açar da doğru yola gitmesine vesile olabilir iken müslüman olduğunu söyleyen ve dini konularda yazı yazan,fikir beyan eden,yorum katan bir kişiyi aforoz ederiz ki?Bir renktir,farklı bir yorumdur adamın tarzı.Kimi anlar kimi anlamaz karalar.ben adamı dinleyip te dinden uzaklaşacak insan olacağını sanmıyorum.Anlamayıp,nediyor bu ya deyip yaklaşanda olmayabilir ama dinden uzaklaştıracak,kaçıracak da bir tarzı yok.

Sen ya hululiyi ya da bu yaziyi okumamissin, ya da anlamamissin!

o yazida sunu demek istedi bunu demek istedi denmiyor, sayfa numarisiyla noktasiyla virgülüyle hulusinin hangi kitabinda ne dedigi ortaya konuyor, sonra dediklerinin islamla neden örtüsmedigi anlatiliyor. Tabi anlayana ya da anlamak isteyene.
Hulusi, "Şeytan bugünkü müslümanlardan çok daha fazla ALLAH`a iman sahibidir!" demis mi dememis mi?
Böyle bir sey diyen kafir olur olmaz mi?
Hulusi "seytanin üzerindeki lanet, azap ebedi degildir bir gün son bulacak, cehennnem de bi gün zeval olcak" görüsünde mi degil mi?
Böyle bir görüse sahip olan kafir olur mu olmaz mi?
Hulusi cinler gaybi bilir diyor mu demiyor mu?
Bunu diyen kafir olur mu olmaz mi?
Anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az...
hulusi Allah bir, Muhammed onun resulüdür diyormus... Ne diicekti peki müslümanlari sapitmak icin... "Ben kafirim, gelin sizi sapitayim" mi diicekti?
Odundan demir olmaz ki Allah islah etsin, akil fikir versin diyelim...

yobaz olmayan masum çokça

yobaz olmayan masum çokça insan tarafından islam alimi zannedilen eğitimsiz, tahsilsiz, medresede okumamış, alimlerin tedrisinden geçmemiş, modern zaman tarikat lideri. tarikatçı olmadığına inandırmış, arapça bilmediği halde kuran meali yazarak keramet göstermiştir. elbette ilmini paraya çevirmek için kitaplarını kullanmaz. kendisinin çok daha sinsi teknikleri vardır. kendisine gelen ve sadece gerçek bir mürşide bağlanmak isteyen masum müslümanların içinden sömürebileceği zengin olanları seçerek "beynin kuvvelerini öğreteceğim" diyerek hipnoz teknikleri ile önce onları dünyada büyük bir yenilenme yaşanacağına inandırıp ailelerinden koparır, sonra sizi kabuğunuzdan çıkaracağım diyerek kendi kişiliklerine düşman eder (onları kolayca aşağılar) ve böylece yakınına aldıklarını kontrolü altına alarak kendisinin büyüklenme ihtiyacını tatmin için kullanır. allahı peygamberi yüceltmekle aslında kendini yüceltmektedir. islamın yüceltilmeye ihtiyacı yoktur diye yazar ama allahın peygamberin yüceltilmeye neden ihtiyaçları olsun sözünü etmez. deccal ve cinler gibi karanlık güçleri düşman olarak gösterir (zaten kitaplarının çoğu da bu iki konu üzerinde yoğunlaşır) böylece korunmak isteyenleri kendisine bağlar ve terk etmelerine izin vermez. çalışmadan lüks içinde yaşamasının ve servetinin sırrı da burada yatar. fakat yakınına yaklaştırmadığı sempatizanları bunu bilmez ve kendi hayatında işlediği haltların sorgulanmasını dedikodu olarak gösterip yasakladığı için hiç kimse onun esas kişiliğini öğrenemez. müritlerini sadece yazdıklarıyla ilgilenmelerine ikna edip yaşanan her türlü ahlaksızlığı görmezden gelmelerini sağlar. sonuçta kendini ilme ve ibadete veren kurbanları onun gibi ermiş olacakları günü umutla ve itaatle bekleyerek kullanılmış olur. böylece o da gözlerden ve dedikodulardan uzakta sultanlar gibi yaşayıp gider. bu oyunun acısını ise kurbanlarının (bu yenileyiciye iman etmeyen) ailesi ve sevenleri çekmiş olur. çünkü ahmet hulusiye göre ana baba evlat gibi şeyler fitnedir. merhamete gelince o hayvanlarda da vardır. merhametsizce yaşayabilmek ise allah ahlakıdır.
oda tv
odatv.com/ara.php?q=ahmet+hulusi

sizi kutlarım!

Bunları yazma cesaretinizden dolayı sizi kutlarım! Bir çok kişi bunları bildiği halde üç maymunu oynuyor. Yazanları da karalıyor ve susturuyorlar. Ne ilmini eleştirebilirsiniz ne hayatını sorgulayabilirsiniz. Masum insanların inancıyla oynanıyor.

siz zaten basda peygamber

siz zaten basda peygamber demekle kendinizi gostermishsiniz..diyilecek soz kalmamish..en onemli gorevi ortmushsunuz..gerisi okumadim bile

Ben sadece elimdeki, elmallı

Ben sadece elimdeki, elmallı meali ile karşılaştırdım.
Değerlendirecek ilime sahip değilim ama şüphe ile de yaklaşmıyor değilim.Dikkatli olmak lazım inandığımız insanlar bizi küfre sürükleyebilir.
Kitabı elime ealıp bakınca asla okumamam gerektiğini kavradım.Belki de ilmim yetersiz ama lütfen siz söyleyin.
Duhan suresindeki
Lailahe illa hu
diye başlayan ayet için elmalılı mealinde
Allah birdir derken,
Ahmet hulusinin mealinde
tanrı yoktur hu vardır
diyor...
Varın bundan sonrasını siz değerlendirin..

Elmalılı meali ile karşılaştırmaya cevap...

Arkadaşın tutumu çok yerinde ve mantık çerçevesinde.
Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek olmadığı kanısındayım.
Bunun yerine, var olanı güncellemek ve beyinlerin algılayabileceği seviyeye getirmek en doğrusu. Zaman kaybına tahammülümüz yok, çünkü çok geri kaldık çok...
Bu güne kadar bize dikte edilen önce Emevi, sonra Abbasi gelenekçi ve ruhban sınıflı din algısının bizi ne kadar geride bıraktığını artık algılamamız gerekmektedir.
Arkadaşlar, HABIBULLAH döneminde ve DÖRT HALIFE DÖNEMINDE ISLAMDA IMAMET SINIFI OLMAMIŞTIR. İmam en bilgili olandır... ve kişi kendinden bilgili ve samimi gördüğüne tabi olmakla mükelleftir.
Bu Emevi ve Abbasi ekolünden gelen gelenekçi ve Hırıstiyan - Yahudi misyonerliğinden etkilenmiş imamların din tefsirleri ve tasfirleri ile bize dikte ettikleri aşırı kaderci, korkutucu ve soğutucu din anlayışı bizi bu hale getirmiş, Tüm Islam Aleminin dünyanın gerisinde kalmasına neden olmuşlardır. Kısacası kimi kasten kimi farkında olmadan Hırıstiyan ve Yahudi misyonerlerin amaçlarına hizmet etmişlerdir...

Arkadaşımın örneğini ele alalım (Ele alınacak örnekler çok da...)

Duhan suresindeki
"LAILAHE ILLA HU"
Gelenekçi anlayışla, Bu ayetin tercümesi "HU'DAN BAŞKA İLAH YOKTUR." Kelimeyi Tevhit'deki tercüme gibi, "ALLAHTAN BAŞKA İLAH YOKTUR" Yani, Allah yada Hu, ötelerde göğün bizim tarafımızdan bilinemeyecek bir yerinde oturan tapınılması gereken bir ilahtan, bir tanrıdan, bir kraldan başka ilah yoktur" manasını algılamamız gerek.

Gerçek yada algılanması gereken manada ise; "LA" Arapça gramerinde olumsuzluk ekidir. Başına geldiği fiile olumsuzluk getirir.
Yani "LAILAHE" Arapça gramerine göre "İLAH YOKTU", direk manada "ILAH DEĞİLDİR" mansının algılanması gerekir.
Devamına gelelim.
"ILLA" şart kelimesidir. yani başına geldiği fiile mutlaklık, şartlık diktesini getirir ki;
"ILLA HU" denildiği zaman anlaşılması gereken "HU ILAH DEĞILDIR, SADECE HU'DUR", "MUTLAK HU VARDIR, GAYRISI YARATILMIŞTIR, GAYRISI MADDEDİR" anlamını çıkarmak gerekir.
Kısaca, mutlak olan tek varlıktan başka ki bu Yüce Yaratıcının en kapsamlı isimlerinden olan "HU" ile işaret edilendir. Bu mutlak yaratıcıdan başka bir ilah aramaya yada bir yerlerde elinde kızılcık sopası ile tahtında oturup,"Sen yerdeki tebaam benim emirlerime aykırı davranırsan bu kızılcık sopasını kafana indiririm diyen bir KRALDAN başka bir gerçeğe inanmamız gerektiğine işaret eder ki, bu tapınma ile kulluk arasındaki farktan gelir.
Insan-i manada "ILAH" kendinden üstün olduğunu varsaydığı herşey olabilecekken, Bildirilen YÜCE ESMASININ içinde geçmeyen bir isimle "ILAH, TANRI" isimlerle isimlendirilmemelidir ki "ALLAH C.C" bu ilahların yada tanrıların hepsinden münezzeh ve hepsinin yaratıcısıdır. Onlarla aynı kefeye konulmamak, onlarla aynı düzeyde tutulmamak için Kuran-ı'n özünde her noktada "ILAH YOKTUR, ILLA ALLAH VARDIR, ILAH YOKTUR ILLA HU VARDIR, O SIZIN SIRK KOŞTUKLARINIZIN TAMAMINDAN MÜNEZZEHTIR" "ŞEHADET EDERİM Kİ İLAH YOKTUR. SADECE ALLAH VARDIR, YİNE ŞEHADET EDERİM Kİ HAZRETİ MUHAMMED ALLAH'IN KULU VE RESULÜDÜR." gibi uyarılarla bizi Allah'ın yanında ilahlar edinmememiz için uyarmıştır.

"Şeytan sizi ençok Allah'ın merhameti ile aldatacaktır."

Allah yar ve yardımcımız olsun...

allah dostu ahmet hulusi.

AHMET HULUSİ 1400 YIL ÖNCE EFENDİMİZ TARAFINDAN MECAZLARLA ANLATILMAYA ÇALIŞILAN VE ADINA İSLAM DENİLEN ALLAH SİSTEMİNİ, GÜNÜMÜZ BİLİM VE TEKNOLOJİSİ IŞIĞINDA ANLATAN,

ESKİLERİN MASALLARI VE TARİHİ KISSALARI GİBİ ALGILANAN AYETLERİ KENDİMİZDE, ÖZÜMÜZDE, DERUNUMUZDA NASIL BULMAMIZ VE YAŞAMAMIZ GEREKTİĞİNE DAİR İNSANI DÜŞÜNDÜREN,

YANİ HALLACI MANSURUN ''ENEL HAK'' SÖYLEMİNDEKİ ŞUUR BOYUTUNA GİDEN YOLU İŞARET EDEN,

EFENDİMİZİN BELİRTTİĞİ GİBİ SORU İLMİN YARISIDIR HADİSİNİ YAŞAMIMIZA ZERK EDEREK, SORU SORMAKTAN KORKMAYAN BÖYLECE SORULAN SORULARA CEVAP ÜRETEBİLME YETENEĞİNİ DEVREYE SOKAN BEYNİMİZİN ÇALIŞMA PRENSİBİNİ BİZLERE ANLATAN

..VE DAHA NİCE İLMİYLE YIKANMAYA ARINMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ, YÜKSEK FREKANSLI BİR BEYİNDİR, DÜŞÜK FREKANSLI BEYİNLERİN ONU ANLAYAMAMASIDA ALLAH SİSTEMİNİN BİR GEREĞİDİR,

ANLAMADIĞINIZ İLMİNE VAKIF OLAMADIĞINIZ BİR İNSAN HAKKINDA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEDEN ÖNCE DEFALARCA DÜŞÜNÜN DERİM, OLAKİ O İNSAN BİR ALLAH DOSTUDUR(VELİDİR) VE SİZ SÖYLEDİĞİNİZ KÖTÜ SÖZLER SONUCU O YOLDAKİ NASİBİNİZİ KAPATIRSINIZ BUDA GEYLANİ HAZRETLERİNDEN BİR ÖĞÜT...

DEFALARCA OKUDUĞUM AHMET HULUSİ KİTAPLARINDAN SONRA NAMAZA BAŞLADIM NERDEYSE HERGÜN ORUÇ TUTUYORUM,
ALKOLÜ SİGARAYI Bİ KENARA ATTIM, GECE NAMAZLARINA BAŞLADIM, ESKİDEN NEFRET ETTİĞİM Bİ ÇIRPIDA EZDİĞİM HAŞERAT, BÖCEK,HER NE VARSA ALLAH YARATIĞI ŞUURLU BİR YAPIDIR GÖZÜYLE BAKARAK ÖLDÜRMEMEYE BAŞLADIM, BİTKİYE, TAŞA TOPRAĞA,ÇİRKİNE, KATİLE, HEP BAŞKA BİR GÖZLE BAKIP ONDAKİ YARATICI IŞIĞI GÖRMEYE PROGRAMLADIM KENDİMİ, BU BENDEKİ NEFRETİ YOK ETTİ VE BÜTÜN MEVCUDATA SEVGİYLE BAKIŞ AÇISI GELİŞTİRDİ....SİZCE BU GELİŞMELERE NEDEN OLAN KİTAPLARIN VE İLMİN KAYNAĞI AHMET HULUSİ ALLAH DOSTU DEĞİLDE NEDİR?

tebrik

güzel kardeşim.rabbim sana sağlıklı uzun ömür versin,yazdıkların hislerimin tercümesidir.elbetteki en doğrusunu allah bilir, ama böyle hiçbir beklentisi olmadan ne dediğini bilen zatların kıymetini bilmek gerek.ben ahmet hulusi hocamı okuyup dinleyene kadar,yüce rabbimin gök yüzünde bir makamı olduğunu sanırdım.çünkü böyle dediler,peygamberimi ata bindirdiler,ayet kelimesini sadece yazılı kuran harfleri olarak öğrettiler.sevgiyle kalın.

düşünebilmek

Ben dinin inancın islamiyetin geçmiş yıllarda aczimendilerle, tarikatlarla, bunların tekelindeymiş gibi düşünerek muhteşem bir olgudan uzak tuttum kendimi. bugün çok şükür ki onların muhteşem dinimizin yanından bile gecemeyeceklerine kanaat getirdim. ve bunu ahmet hulusinin mantığıyla kendimi sorgulayarak buldum. din namaz kılmak oruç tutmakla olmuyor, kendi algılayamadığın konulara çamur atmakla hiç olmuyor. ahmet hulusinin açıkladığı konuları biraz muhakeme yeteneği olan herkes modern bilimle kıyaslayıp sonuçlara ulaşabilir. zaten modern bilim bugün en uç noktolara ulaşmış durumda ama halen en önemli konuları açıklayamıyor. her bir konu islamiyete kurana gelip dayanıyor bilimi dinimiz açıklıyor. kuranı kerimin gerçek anlamıyla ve neyi açıkladığını anladığında bu gün konu ahmet hulusi olmaz nasıl allah dostu oluruz nasıl resulumüzün yolundan gideriz olur. o adam kişilere düşünme yivmesi kazandırmak için yazıyor. yoksa nasıl müslüman olunacağını herkesten görür ve öğrenirsin. amaç burda gerçekten düşünmek. akşam evde ne yesem diye aklından geçirmenin düşünce olmadığını anlatıyor, görebilene. yoksa dinimize yeni bir kılıf örmüyor. amaç düşünmek düşünerek neden sonuç ilişkisi kurabilmek. Sonsuz bilgi kaynağında hep söylenen birşey var ''düşünün diye size öğüt veriyoruz'' düşünmek aslolan. düşündüğünde asla göremeyeceğimiz rabbimizi görürüz, olaylarda tabiatta her bir zerrede keza '' zerre külün aynasıdır'' görebilene düşünebilene. sevgili çamur atan arkadaşlar değer yargılarınızı bir kenara bırakın ve Allaha dost olmaya çalışın. değer yargılarınızdan kurulmanızı ön yargılarınızı bir kenara bırakıp farklı bir açı yaratın kendinizde size tavsiyem budur.... son bir söz bugün modern tıp halen beyinin gizemini çözemedi. nerdeyse diğer organları yapay hücrelerle yeniden oluştururken. ama beynin sırrı asla çözülemeyecek. bilen bilir kerameti.... vesselam....

ne saçmalıyosunuz lan siz.

ne saçmalıyosunuz lan siz. ahmed hulusinin bazı fikirleri banada uçarı gelmişti ama sizin gibi denyoların yazılarını okuyunca ahmed hulusiye inanmak daha mantıklı geldi. yalanla iftirayla ve çamur atarak. neresinden tutupta çekiştirsem diye saçma sapan savlarda bulunarak eleştirilir mi bir insan. sizin yaptığınız muhteşem yüzyıl dizisindeki. Hz. İsa yı, Hz. Muhammed den üstün göstermeye çalışan sapık din adamına saldıran ulema sınıfının saldırısıyla aynıdır.

CVP:ne saçmalıyosunuz lan siz.

Muhteşem yüzyıl dizisinin seneryosunu da biz yazmadık ya.. Başkalarının seneryoları ile neden bize saldırıyorunuz :))

Güzel kardeşlerim. yorumların

Güzel kardeşlerim. yorumların çoğunu okudum ahmet hulisıyi anlamayanları ve anlayabılen bilinçlerın olduğunu gordum. anlayabilenleri görünce gerçekten sevindim çünkü o insan Allahı anlamış hz muhammedi anlamış bize ne demeye çalıştığını okumuş ve bize güzel bişekılde anlatmaya çalışıo. bi videosunda diyoki buzamana kadar bıldığınızı yani( sana kuçukken oyle yapma cehenneme gırersın. ekmeğe basma allah çarpar) bu gibi şeylerle korkutup senın araştırma sorgulama mekanızmanı kitlemiş olan düşünceleri at bi kenara dıo. bir surelığıne at gozluklerını çıkar o şekılde bak dıyo. ( ekmeğe basma sadece bi ornekti) ama bi düşünün ekmeğe basmakmı yanlış bi ağacın kabuğuna sevdığının adını kazımakmı????? eğer nimet diyecekseniz görüp goremediğiniz duşunduğunuz aklınıza gelen herşey bir NİMET değilmidir??? yerde bastığın ekmeği almasan bile o bi şekılde başka canlılar tarafından tuketılecek. ama o ağaca verdıpın zarar ne olacak?? herşey insan için değilmidir?? bir işin amacını araştıralım. bi bak etrafına herşey senin için? ha senin ha benim. senle ben aynı değilmiyiz. bizi bizden farklı kılan tek şey bilincimiz değilmi. ben boyle duşunuyorum belki yanlıştır belkide Allah çarpar. tabiki çarpar ahmet hulisi dıyokı bugun dunun sonucudur.. yani bugun kotu birşey yaparsan yarın sonucu o şekılde kotu olacaktır işte Allah çarpması bu değilmidir? Allah bizim kendısıne koru korune ınanmamızı istermı hiç???? istemezmi biz onu anlayalımm bılelım oyle ınanalım bu daha ıyı değilmi??? oyuzden soralım. sormaktan korkmayalım duşunmekten korkmayalım. inşallah hepimiz bu güzel sistemin güzel bi parçası olduğumuz için güzel olan aklımızı ruhumuzu güzel bi şekılde donatırız. la ilahe illallah. sevgiyle kalın arkadaşlar:)

"Arkadaşına eşleri

"Arkadaşına eşleri değiştirelim teklifin yapan kişi, kendisini şeyh ilan eden Ahmet Hulusi'dir.

Atasay Kuyumculuk'un damadıdır ama ailesi onu reddetmiştir.

2. evliliğini arkadaşının eşiyle yapmıştır.

Bir kitabının ilk baskısını ilk eşine, aynı kitabın ikinci baskını ikinci eşine ithaf etmiştir.

İnternette chat ile dini sohbetler yapmaktadır

Sigara içmenin zinadan daha büyük günah olduğunu iddia etmektedir.

Cinsel birleşmede kadın önce orgazm olursa erkek çocuk, erkek önce boşalırsa kız çocuk dünyaya geleceğini yazmaktadır.

Kitaplarını Protestan İslam'ın yayılmasını amaçlayan yayınevi basmaktadır."

AHMED HULUSİ

Onun söylediklerine inanın diyen kimse yok (kendi dahil)şüpeyle yaklaşın araştırın kuranın en çarpıcı ifadelerinden''akıl etmez misiniz,akıl edin"vb gibi ALLAH C.C BUNA ÖNEM VERMEMİZ GEREKTİĞİNİ İFADE EDER KURANDA..DİN KESİNLİKLE VİCDAN İŞİDİR KİM NEYE İSTERSE ONA İNANIR.ZATEN AND OLSUN CENNETİ DOLDURACAĞIM DİYE BİR AYETTE YOKTUR AMA ( Sâd / 85. HÛD - 119. )GİBİ AYETLERDE CEHENNEM DOLACAK.. (ALLAH C.C DİYE ""İFADE"" İŞARET""EDİLEN """ŞEY""")Kİ ONUN İSMİNİ BİLE TAM ANLAMAKTAN VE İFADE ETMEKTEN ACİZ BİZLER O GÜCÜN YEMİNİ KARŞISINDA SADECE SAMİMİYET VE BİZE VERDİĞİ AKILLA VİCDANIMIZI RAHATLATMAK İÇİN YAPTIĞIMIZ ÇALIŞMA, İBADET İLE BU DÜNYADAN AYRILACAĞIZ. ŞAHSİ KANAATİM ŞUDUR Kİ; NE EKERSEM ONU BİÇECEĞİM.. BOL BIRAKIN RAHAT OLUN AKLINIZI KULLANIN... ÖPERİM HOCALARIMIZI..!0 AKIL SAHİPLERİNE ALLAH VE RESULU YETER..!

kardeşler ben ahmet hulisinin

kardeşler ben ahmet hulisinin kitaplarını yeni okumaya başladım banada çok ilginç geldi fakat karalamamak lazım o insanı iyice araştırmak ne yer ne içer nerden ilim tedrisat almıştır arkadaşları kimlerdir ne iş yapar nasıl geçinir amacı nedir nerede yaşar bunları ögrenmeden konuşmamak lazım bu arada bana ilginç gelen konusu nefisle ilgili bölumleri okumanızı tafsiye ederim ya zındık diyeceksiniz yada alim ben bulamadım bulan olursa lütfen yazsın

değerli üstat icin bir kaç şey

arkadaşlar yorumlarınızın bi çoğunu okudum.Hiç bilenle bilmeyen bir olurmu? olmaz tabiki. Ahmet hulusi abimin mübarek ellerinden öpüyorum.kitaplarından telif hakki istemeyen. bu Allahın yolunda hizmet aşkıyla hem ilmini hem tüm eserlerini bedava sunan başka bir tane türk ilahiyatcısı veya yazar gösterirmisiniz. öyle büyük değerli bir insanki bi sürü konuda beni karanlıktan aydınlığa Allaha yaklaştıran olaylara vesile olduğu için kendisine duacıyım.kendisi diyorki benim yazdıklarımı okuyun beğenmezseniz birakip gidin. beğenirseniz alin gidin ama bana veya bi başkasina para ödemeden. Allah ilmi parayla satilmaz diyede yazmis. ALLAH ONDAN RAZI OLSUN. selam ve dua ile hosca ve dostcakalin

Bütün hayatını ilim tahsil

Bütün hayatını ilim tahsil ederek geçirmiş böyle bir alimin? Hiçbir telif hakkı almadan (Bende almadığına inanıyorum)bir ticareti olmadan bu hizmetleri nasıl veriyor, nerede yaşıyor bu adem ne yer ne içer, kim bu şahıs her konuda ahkam kesiyor. Allah C.C'nin açıklamadığı hususları açıklıyor. Açıklamalar doğrumu? cehennemi uzaklarda aramayın cehennem güneştir diyor ve birçok insan buna inanıyor ya cehennem güneş değilse bu şirk değil mi? Gaybı yalnızca Allah bilir. Bu adama ve taraftarlarına ne oluyor ki gaybdan haber veriyorlar ve bunların söylediklerinin yanlış olduğunu söyleyenlere akılsız diyorlar, nasipsiz diyorlar bu yol yanlış yol tez vakitte doğru yolu bulursunuz inşallah.

şunu anlamak lazım

Ahmed Hulusinin bir sesli sohbetini dnlemiştim. şundan bahsediyordu Allah ilminin fark edilmesinin herkesin harcı olmadığının ve Allah'ın bu ilmi sırlamak korumak için avami sebep kıldığını bu yüzden eleştiriler ve iftiralarla bu hakikatleri perdelediğini anlatıyordu.(keza gelmiş geçmiş bütün veliler bu iftiralara maruz kalmışlar ve hakikatleri yaşarlarken çok az kişi tarafından farkedilmiş olup vefatlarından sonra kıymetleri anlaşılmıştır)zamanla zorda olsa anladım ki bu eleştirileri yapanlarda bu eleştiriler çerçevesinde bu yoldan dönenlerde ilmin sırlanmasına vesiledir.bu sebepten eleştirilerin hepsinin hoş görülmesi lazım nasibi olan bu ilmi alacak nasibi olmayan ilmin sırlanmasına sebep olacak Allah o kadar merhamet sahibi ki ya ilmini veriyor ya da o ilmin korunması için bekçi yapıyor.

CVP:şunu anlamak lazım

siz amuda kalkarak mı okuyorsunuz? Ahmet hulusinin ortaya attığı bazı fikirlerin çok zıt olduğunu hatalar yaptığını öğrenmeden öğretmeye kalkıştığını burada yazmaya çalıştığımızı görmüyor musunuz? bir de bu zavallının evliya olabileceğini mi düşünüyorsunuz? adnan oktar gibi o da kendisine bir pay mı biçiyor acep?

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><b><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

DOĞRULAMA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Resimde gördüğün harfleri sırayla yaz
Google
 

Sponsorlu bağlantılar

Anket

Sinema ve dizilerin islami yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?:

Son yorumlar