İtikadi mezheplerimiz Maturidi ve Eşari


Bu ayki yazımızda mezhebin lüzumu ile birlikte itikat da Ehli–Sünnet ve–l'Cemaat yolunun hak olan iki mezhebi Maturidi ve Eşari mezheplerini inceleyeceğiz.

Öncelikli olarak Mezhep kelimesi lügat da gidilen yol manasına geldiğini ifade edelim.

* * *
Kur'an da belirtilen hükümler eğer açık ise aynen alınıp tatbik sahasına geçirilmiştir. Biz bu hususta öncelikle sahabe, sonrasında ise tabiin ve tebe–i tabiin diye adlandırılan tabiinin sohbetinde bulunmuş olanlar olmak üzere geçmiş ulemaya çok şey borçluyuz. Başta İmam'ı Azam olmak üzere hükümleri tasnif eylemişler, kitaplaştırmışlar, çözmüşler ve kolaylaştırmışlar. Beyanı icap eden hükümler ise peygamber efendimizin hadisi şerifleri, davranışları ve amel edişine göre izah edilmiştir. Sonraki asırlarda açıklanması icap eden meselelerde ise Peygamberimiz zamanında, yoksa Ashap zamanında vuku bulan ve hakkında hüküm verilen hadiselere kıyas yapılarak hüküm verilmiştir.

Hükmü çıkarana müçtehit denir ki içtihat derecesinin en yüksek basamağında Ashab'ı–Kiram bulunmaktadır. Müçtehit olmanın ve içtihadın da şartları vardır. İçtihat kapısının ise halen açık olup olmadığını tartışmaksa boş iştir çünkü geçmiş ulema meseleleri öyle izah etmiş ve aralarında öylesine müzakereler vuku bulmuş ki bu müzakerelerden doğan ihtilaflar ve ittifaklar sayesinde her şey yerli yerine oturmuştur. Bunlar öyle deliller etrafında şekillendirilmiş ki verilen hükümler ile oynamak, aksini iddia etmek iyi niyet dahi taşısa hoş karşılanmamıştır. Bunun içindir ki içtihat mertebesinde olan yeni bir mezhep kuracak kadar maddi ve manevi ilimlere haiz bulunup herkes tarafından takdir edilen İmam'ı Gazali Hazretleri bir mezhep kurmamış Şafii mezhebi üzere büyüdüğü içinde Şafii olarak hayatını devam ettirmiştir.

* * *
Fatih Sultan Mehmet'in hocası Molla Hüsrev hazretleri içtihat mertebesinde olup yeni bir mezhep kurabilecek kadar dünyevi ve vehbi ilimlere sahipken yeni bir akım başlatmamış ve yazmış olduğu "Dürer" isimli fıkıh kitabında başta Hanefi fıkhının hükümlerini tekraren toparlamış ve başka müçtehitlerinde kısmi içtihatları ile beraber kendiside istisna hükümler vermiştir. Tarihte bunun gibi örnekler pek çoktur. Nihayetinde sonradan gelen müctehitler ise çok az hususta fikir beyanında bulunmuş ve İtikat da Maturidi ve Eşari mezheplerinin beyan ettiği Ehli–Sünnet ve–l'Cemaat yolunu aynen harfi harfine takip etmişlerdir. Amelde ise İmamı Azam, İmamı Şafii, İmamı Malik ve İmam Hanbel'in hükümlerine uymuşlar ve çok az içtihat belirtmişler ve tasarruflarını zamanını yeni olaylarını geçmişte içtihadı yapılmış hükümlere kıyas yapmakta kullanmışlardır. Yani nihayetinde açık kalmış bir şey yok ki o açığı kapatsınlar.(Allah onlardan razı olsun)

* * *
Mezhebin lüzumunu inkâr yâda geçmişteki bu ulemanın verdiği hükümler hakkında ise; "onların kendi görüşleridir, onlara tabi olmak icap etmez" gibi saçma ve hakaret içeren ifadeler tamamen art niyet sahibi insanların işidir. Kaldı ki bu insanlar ashabın dahi icma'ı vaki olan meselelere bile, bizde ilim ve akıl sahibiyiz bizde yetkiliyiz diyerek itiraz edebiliyorlar oysa ashaptan sonra gelen müçtehitler ashabın hüküm verdiği şeyi aynen tatbik etmeyi vacip kabul etmiştir.

* * *
Farklı mezheplerin ortaya çıkmasının sebebi ise az önce bahsettiğimiz gibi bu işe ehil olan kimselerin delillere bakarak ortaya koydukları yorum farklılıklarıdır. Mesela Peygamber efendimiz bir gün abdest alırken alnından kan aktığını gören Hazreti Aişe Radıyallahu Anha:

–Ya Resûlullah alnınız kanamış, diyerek eli ile peygamber efendimizin alnındaki kanı silmiş bu hadise ışığında İmamı A'zam Rahmetullahı Aleyh Hazretleri vücuttan çıkan kanın abdesti bozduğuna hükmederken İmamı Şafii hazretleri ise kadın temas ettiği için yeniden abdest aldığı hükmünü çıkarmıştır. Bunun gibi birçok meseleyi araştırıp hükümler vererek onları ya kendileri ya da onların yollarını takip eden talebeleri eğer içtihat mertebesinde iseler çıkardıkları hükümleri ilave ederek kitaplaştırmışlardır.

* * *
Peygamber efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadisi şeriflerinde:
"Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak yetmiş ikisi cehenneme gidip bir fırka ise kurtulacak" buyurunca, ashab'ı–Kiram bunların kimler olduğunu sorduğunda:
"Onlar benim ve ashabımın yolundan gidenlerdir" buyurdular.

* * *
Ehlisünnet itikadına göre itikatta, yani İslam dinini bir inançlar manzumesi olarak ele aldığımızda hak mezhepler ikidir.

1–Maturidiyye.
2–Eşariyye.

Maturidilik ve Eşariliğin zuhurundan önce Selefiyye diye adlandırılan önceki ehli Sünneti de sayarak hak mezhepleri üç olarak saymakta tabiidir fakat bunun hakiki manada mensubu pek kalmadığı için itikat da hak mezhepler iki olarak zikredile gelmiştir. Bu mezheplerin mensubuna "Ehli Sünnet ve–l'Cemaat" denilmiştir. Bu bazen "Ehli hak" bazen de "Fırka'ı–Naciye" diye de zikir olunmuştur.

SELEFİYYE
Lügat olarak selef önceki manasını ihtiva etmektedir. Hiçbir hususta Maturidilik ve Eşarilikle ayrışmadığı halde ayet ve hadislerin zahiri manaları ile yetinerek manası açık olmayan müteşabih ayetler üzerine, te'vil ve yorum yoluna gitmemişler. Aynen almışlar, kader ve kazaya inanıp fikir belirtmemiş ve inançı tatbik sahasına geçirmişler. Sonraları özellikle tartışma meselesi olan mutezile, müşebbihe yâda cebriye, kaderiye gibi sapık akımların zuhuruna sebebiyetle neticelenen aklın tartamadığı Cenabı hakkın zati ve sübüti sıfatları ve beri olduğu sıfatlar hususunda münakaşalarda bulunmamış akıl ile tartılamayacak hususlarda akla yer vermemişlerdir. "Vallahü A'lemü" yani "Allah bilir" diyerek yoruma gitmemişlerdir. Maturidilik ve Eşarilik ortaya çıkıncaya kadar Sünni çevrenin itikadı selef itikadıdır. Ehlisünnet itikadı, İmam Maturidi ve İmam Eşari sayesinde art niyetlilerin sarsamayacağı bir yapı üzerine oturtulur. Ehli–Sünnet itikadında selef gibi olmak yerine artık zamanında tartışılan meseleler sebebiyle şüpheye girebilmek ve itikadı bir sapkınlığın içine düşebilmek ihtimalinden uzaklaşılmıştır. Her Ehli–Sünnet mensubu itikadı mezhep olarak bulundukları memleketteki yaygınlığına göre Maturidi veya Eşariyi tercih etmiştir.
Hanbelî mezhebinin kurucusu olan İmam Ahmed bin Hanbel'i takip edenlerin ise itikada mezhebi Selefiyye olsa bile miladi 300'ler den sonra kendilerini sonraki selef, (selefi müte'ehhirun) selef ehlini ise önceki selef,(selefi mütekaddimun) diye isimlendirmiştir. Bu tertemiz ve saf selef itikadını menşeinden çıkararak, Ehli–Sünnet itikadına zıt düşen içtihatlarda bulunan İbn'i–Teymiyye ve İbn'i–Cevziyye ve onların yolunu takip edenler sebebiyle ehlisünnet uleması artık selefiyyunu zikretmez olmuştur.
Zaten her ehlisünnet mensubu Maturidi veya Eşari olduğu için sonraki selef diye adlandırılan grup da pek taraftar toplayamamıştır. Bugün amelde Hanbelî itikat da Selefi olduğunu söyleyenler ise genelde İbn–i Teymiye'nin yolunu takip eden Vehhabilerdir. Yoğun oldukları ülkelerse Suudi Arabistan, Kuveyt ve birkaç körfez ülkesidir.

* * *
Önceki selef diye adlandırılanlar, itikadı meselelerde fikir belirtmedikleri için ve nihayetinde Maturidi ve Eşari mezhepleri bu hususta açıklayıcı nitelikte oldukları için kendini sonraki selef diye isimlendirenlerinse itikatları ehlisünnet itikadına uymadığı için Ehli–Sünnet itikadında hak mezhebin iki olduğuna hükmedilmiştir. Bu iki mezhep de Maturidi ve Eşari mezhepleridir.

MATURİDİ MEZHEBİ
Kurucusu İmam Mansur Muhammed bin Muhammed bin Mahmut el–Maturidi Hazretleridir. Hicri 238/miladi 852 yılında, bir başka rivayete göre ise 862 yılında Türkistan'ın Semerkant şehrinin Maturid köyünde doğmuş ve 333/944 tarihinde vefat etmiştir. Hal'i hayatında iyi bir eğitimle yetişmesinin yanında, Basra'ya giderek İslam mezheplerinin uygulanış biçimlerini araştırmış ve eserleri incelendiğinde onun ilmi–kelam ilmi–akaid, mezhepler tarihi, ilm'i–usulu fıkıh ve tefsir alanlarında otorite olduğu görülür. Amel olarak, fıkıhta ise Hanefi mezhebine bağlıdır.

* * *
Hicri 2. asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan ve yukarıda bahsettiğimiz gibi başta Mutezile olmak üzere Cebriye ve Kaderiye gibi sapık akımlara karşı İmam'ı Maturidi hazretleri itikadı meselelere ayetler ve hadisler ışığında yorumlar, çözümler ve açıklamalar getirmiştir. Çok kısa bir zaman sonra aynı metodu başta İmam'ı Eşari hazretleri ve onların talebeleri ve arkalarından gelen Ehli–Sünnet uleması takip etmiş ve bu sayede Ehli Sünnetin iki itikadı mezhebi vücut bulmuş ve ehlisünnet inancı kalıplaşmış ve sarsılamaz bir hale gelmiştir.
Bugün dünyadaki Sünni Müslümanların yarısından fazlasını oluşturan amelde Hanefi mezhebi mensubu olanlar itikat da Maturidi mezhebine bağlıdırlar. Maturidiyye Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Eritre'de yayılmıştır.

EŞARİ MEZHEBİ
Kurucusu Ebu'l–Hasan Ali b. İsmail el–Eşari Hazretleridir. Hicri 260, miladi 873 senesinde Basra'da doğmuştur. Ebu Ali el–Cübbai'nin talebesi olduğu için kırk yaşlarına kadar her şeyi akılla tartmaya çalışan ve ortaya koyduğu hükümlerle ehlisünnet itikadının dışına çıkan Mutezile üzerine amel etmiş, sonra Cübbai'ye üstün gelerek bir rivayete göre de sebebi bir rüya olan dönüşü ile büyük bir ehlisünnet âlimi olmuştur. Sonra başta Mutezile olmak üzere, sapkın akımların itikatlarını çürüterek, bu alanda ekol hali ile Eşari mezhebinin kurucusu olmuş 324/936 tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir.

MATURİDİ VE EŞARI ARASINDAKİ FARKLAR
Maturidi ve Eşari mezhepleri arasındaki farklardan bazılarını zikredeceğiz. İslam'ın amel bölümüne değil de inanç yönüne taalluk eden görüşlerden ibaret olduğu için hükümler;
Allahın sıfatları.
Kur'an–ı Kerim mahlûk mudur?
Cennet ve cehennemin varlığı ve devamlılığı.
Kâfirlerin çocuklarının durumu.
Sırat köprüsü.
Şefaat, gibi meselelerdir.

* * *
Mesela Tövbe–i yeis (ölüm anında yapılan tövbe) hem Maturidi hemde Eşariye göre caizdir. Cennette Allah'ın görülmesi hak olduğu gibi meselelerde ittifak ederken Maturidi mezhebinde kendisine tebliğ ulaşmayan kişi Allah'ın daha doğrusu yaratıcının varlığına inanmakla yükümlüdür der.
Eşari mezhebi kendisine hiçbir tebliğ ulaşmayan kişinin aklı ile Allah'ı anlamaya kifayet etmediği için bununla mükellef tutulmaz, demektedir.
Maturidi mezhebi delillerin yorumu ışığında peygamberlik için erkek olmanın şart olduğunu ifade etmiştir.
Eşari mezhebi ise kadınlarda hiç peygamber gelmemiştir ama yinede bu peygamberlik için erkek olmanın vucübunu göstermez buyurmuştur.
Maturidi'ye göre kul gücünün yetmediği şey ile mükellef değildir.
Eşari hazretleri ise bu zamana kadar hiç böyle bir şey olmasa dahi Allah kulunu, kulun gücünün yetmeyeceği şey ile mükellef kılabilir buyurmuştur.
Gayrimüslimlerin çocuklarının ne olacağı hususunda yine naslar ve sağlam deliller ışığında birisi toprak olacaklarını diğeri ise cennette mü'minlerin hizmetçileri olacaklarını beyan buyurmuşlardır. İkisi de olabilir ama biz maturidi olduğumuz için cennette hizmetçi olacaklarına daha yakın dururuz ve öyle inanırız. Geri kalan bütün meselelerdeki hükümler ittifak halindedir.

* * *
Temel de ayrılık olmamasına rağmen, zaman zaman farklı delil ve hükümler getirseler de sonuçta her ikisi ortak noktada birleşip Müslümanların nezih itikatlarını muhafaza edebilmeleri için ömürlerini ortaya koymuşlardır. Nihayetinde her biri de bu işe liyakatli ve bu sahada gelmiş geçmiş en büyük ekol oldukları için ve ehli sünnet itikadının müdafaası için uğraştıklarından dolayı peygamber efendimizin "İhtilafü ümmeti rahmetün vasiatün" hadisi şerifinin sırrına mazhar olmuş ve bu hususta artık tartışılacak ve söylenecek söz bırakmamışlardır. Allah onlardan razı olsun. Gelecek yazımızda amel'i mezheplerden bahsedeceğimiz için Peygamber efendimizin İmam'ı–Azam'ı nasıl müjdelediğini gelecek aya bırakıyorum.
Sanırım mezhepleri anlatırken mezhebin lüzumu da anlaşılmıştır. Zira bilgi seviyemiz malum olduğu gibi yüzlerce yıldır gelen bütün ulema mezhep mensubiyetinin lüzumunu savunmuş ve buna göre amel etmişlerse, aksini iddia etmek en hafif ithamla art niyet ve ihanetten ibarettir.
Kaynak:Beyan Dergisi


Çok Sağol Kardeşim Çok

Çok Sağol Kardeşim Çok Yarımcı Oldun Allah(c.c)Razı Olsun

sxc

çok sağolun yhaaa çok teşekkürler

eşarilik

arkadaşlar size zahmet bu eşariliğin kurucusunun fikirleri nelerdir bana söyleyebilir misiniz rica etsem acil lazım lütfen

• Eş´ariler, Allah Tealâ´yı

• Eş´ariler, Allah Tealâ´yı bilmenin, nakil yoluyla vacip oldu­ğunu kabul ederken, Matürîdî´ler, Etiu Hanife´nin metoduna uyarak, Allah´ı bilmenin akıl ile vacip olduğunu söylemişlerdir.
• Eş´ari´ler, şer´an bir delil olmadıkça eşyanın akıl. ile idrak edilebilecek bir iyiliği bulunduğunu kabul etmezler.
Matürîdî´ler ise, eşyanın, akıl ile idrak edilebilecek, kendiliğinden bir iyiliğe sahip olduğunu kabul etmişlerdir
• Matürîdi´nin metodunda, israfa kaçmaksızın ve tökezlemeksizin, aklın büyük bir otoritesi bulunmakta, Eş´arîler ise, nakil ile bağlı kalmış, nakli delilleri geçmişteki uygulamalarla desteklemişlerdir.
• Öyle ki, araştırıcı bir kişi, Eş´arilerin, fıkıh ve hadis âlimleriyle, Muteziliîerin arasında orta bir yol tuttuklarını, Matürîdî´lerin ise, Eş´ariler ile Mutezilîler arasında bir yol izlediklerini görür.

Müslümanların, mü´min olduklarında ittifak ettikleri şu dört fırka­nın bir meydanda bulundukları kabul edilecek olursa, meydanın bir ucunda Mutezile, diğer ucunda hadis âlimleri, ortanın Mutezile, ta­rafında Matürîdiler, hadisçiler tarafında ise Eş´ariler görülür.(Mutezile – Maturudi-Eşari-Hadis Alimleri)
Matüridi, nakle ters düşmeyen hususlarda, aklın vereceği hükümleri kabul eder. Şer´a muhalif düşen aklî hükümlerde ise, şer´a boyun eğmenin gerekliliğini kabullenir
Matürîdi´nin,
• Kur´an-ı Kerim´i tefsirde kılavuzu, «nakli delillerle yardımlaşarak aklî delillere başvurmanın gerekli olduğu- prensi­bidir.
• Matüridî, Kur´an-ı Kerîm´i tefsir ederken, müteşabih âyetleri, müteşabih olmayan âyetlere göre izah eder. Müteşabih olanları, müteşabih olmayanların ifade ettikleri mânânın ışığı altında tevil etmeye çalışır.
• Bir müminin aklî tevile gücü yetmiyorsa, bundan vaz geçmesinin daha doğru yol olduğunu söyler.
• Matüridî, mümkün olduğu nisbette, Kur´an-ı Kerim´i yine kendi âyetleriyle tefsir etmeye çalışır. Çünkü Kur´an´m âyetleri birbiriyle çatışmaz. «... Eğer Kur´an, Allah´dan başkası tarafından indirilmiş olsaydı, O´nda. birbirine zıt olan şeyler bulurlardı.»[3]

• Bu metod, Matüridi´yi, aklî metodları bakımından bazan Mutezililerle birleşmeye sevketmiş, birçok yönlerde ise onlara muhalefet etmesine sebep olmuştur.

c) Matüridî metodunun, Eş´arî ve Mutezile metodundan ayrıl­dığı üçüncü bir nokta da, Allah Tealâ´nm, yaptığı işlerdir.
• Eş´arîler, Allah Tealâ´nm yapmış olduğu işlerin sebebi sorulmaz. Çünkü Allah Tealâ Kur´an-ı Kerîm´inde; «Allah, yaptıklarından dolayı sorguya çekilemez.»[5] buyurmaktadır, derler.

• Mutezile, «Allah Tealâ, yaptığı şeyleri bir kısım maksat ve gayelerle yapar. Çünkü O, hikmet sahibidir. O´ndan, gelişigüzel bir iş meydana gelmez. Bilakis,, herşeyi bir plana bağlamıştır.» derler. Ve bundan şu neticeye varırlar: Allah Tealâ´nm, iki şeyden, iyisini ve iki iyi şeyden daha iyi olanını yapması kendi üzerine gereklidir. Çünkü varlıkların, kendiliklerinden iyi veya kötü olmaları ve, Allah Tealâ´mn hikmetsiz hiçbirşey yaratmaması şunu gerektirir: Allah Tealâ´nın, iyi olmayan birşeyj emretmesi, veya iyi olan bir şeyi yasaklaması, imkânsızdır. O halde, Allah Tealâ´nm, iki şeyden iyi olanını yapması ve iyi olan iki şeyden daha iyi olanını yapması, onun üzerine vaciptir.

• Matürîdî´nin, her iki guruba, muhalefet eden bir görüşte olduğu görülür. Matüri.di, Allah Tealâ´nm, boş davranışlardan uzak olduğunu ve yaptığı işlerin bir hikmete dayandığını, çünkü Allah Tealâ´nın, kendi kendini sıfatlandırdığı gibi hikmet sahibi ve herşe­yi bilen bir zat olduğunu söyler.

Matüridi şöyle der: «Allah Tealâ koymuş olduğu hükümlerde ve yapmış olduğu işlerde bu hikmetini murad eder. Fakat, Allah Te­alâ bu hikmetini dilerken, buna mecbur edilmiş değildir. Çünkü O, mutlak bir iradeye sahiptir. Dilediğini yapandır. Bunun için, Allah Tealâ´mn, iyi olan birşeyi veya daha iyi olan bir şeyi yapmasının, onun için gerekli olduğu söylenilemez. Çünkü birşeyin yapılmasının gerekli oluşu, serbest iradeyi ortadan kaldırır. Başkasının, Allah Te­alâ´nm üzerinde bir hakkı olduğunu icabettirir. Halbuki, Allah Tea­lâ bütün yaratıkların üstündedir. Yaptıklarından hesaba çekilemez. O´nun üzerine, bir şeyin vacip olduğunu söylemek, O´nun hesaba çekilebileceğini gerektirir. Allah Tealâ bundan çok uzaktır, çok yü­cedir.

Hülâsa, Kur´an-ı Kerîm, üç vasıfla sıfatlandırılnııştır.
Mutezilüer, Kur´an-ı Kerim´i «mahluk» olarak sıfatlandirmışlardır.
Eş´ariler, fıkıh ve hadis âlimleriyse, Kur´an-ı Kerîra´in «mah­luk» olmadığını söylemişler, fakat onu, «kadim» olarak sıfatlandırmamışlardır.
Matürîdîler ise, Kur´an-ı Kerîm´in «hadis» olduğunu söylemiş­ler ve O´nun «mahluk» olduğunu söylememişlerdir. îşte ihtilaf konusu budur, ihtilaflar, herhangi bir neticeye varmamaktadır.
f) Matüridî, Allah Tealâ´nın, kendisini sıfatlandırdığı bütün sı­fatları ve halleri, olduğu gibi kabul edip, asıllarını reddederek, onla­rı değiştirmeye girişmemesiyle beraber Allah Tealâ´nın, cisimden, mekandan ve zamandan beri olduğunu kabul eder. Allah Tealâ´nın «yüz», «el», «göz» gibi uzuvlara sahip olduğunu zahiren ifade eden âyet-i kerîmeleri, te´vil eder ve daha önce beyan ettiğimiz prensibi­ne göre hareket eder. O da; «Müteşabih âyetleri, mânâsı açık muh­kem âyetlerle izah prensibidir.» Meselâ; Matüridî, «...Ve sonra Al­lah arşı istiva etmiştir...[8] âyet-i celilesindeki «istiva» kelimesini «Düzgünce yarattı» şeklinde izah etmiş. «... Biz ona şah damarından daha yakınızda-.[9] âyet-i celîlesini, «Allah Tealâ´nın azametine ve kudretinin kemaline işaret ediyor.» diyerek izah etmiştir. Böylece Matürîdi, her teşbihi veya cisim nisbet etmeyi, yahut yer ve zaman izafe etmeyi te´vil eder, böylece Mutezilîlere yaklaşır, yahut onlar­la birleşir.

Eş´ari´den ise, bu hususta iki görüş nakledilmektedir. Birinci görüşünü «îbane» adlı eserde zikreder. Bu görüşe göre Eş´arî, müteşabih âyetlerin tevil edilemiyeceğini, Allah Tealâ´nın «eli» bulundu­ğunu fakat onun elinin, yaratıkların eline benzemiyeceğini, çünkü O´nun, Kur´an-ı Kerîm´de «... O´nun hiçbir benzeri yoktur...»[10] buyur­duğunu söyler.

«Lem´a» adlı eserde zikrettiği ikinci görüşü ise; riıüteşabih âyet­lerin, muhkem âyetlere göre tevil edilebileceğidir. Nitekim, Matüri­dî de aynı yolu tutmuştur.

Bu görüşün, Eş´arî´nin son görüşü olduğu anlaşılmaktadır. Çün­kü Eş´arîler, bu son görüşü kabullenmekte «Allah´ın eli veya yüzü vardır» diyenin, Allah´ı yaratılanlara benzeten kimselerden olacağı­na dair hüküm vermektedirler. Evet, bu son görüş, tamamen Matürî-dî´nin görüşünün aynısıdır.

g) Allah Telaâ´nm görülmesi meselesi. Kur´an-ı Kerim´de, Al­lah Teaİâ´nın, âhirette görüleceğine dair âyet-i celîleler mevcuttur. «O gün, Rablerine bakan, pırıl pırü parlayan yüzler de vardır.»[11] Bu­na dayanarak, Eş´arî, Allah Teaîâ´mn, kıyamette görüleceğini tesbit ettiği gibi, Matürîdi de tesbit etmiştir. Ancak, Mutezile fırkası, Allah Tealâ´nm görüleceği görüşünü reddetmiştir. Çünkü* Allah´ı görmek, görenin ve görülenin bir yerde bulunmasını gerektirir, bu ise, Allah Tealâ´ya «Mekân isnad etmek olur. Halbuki Allah Tealâ, herhangi bir yerde bulunmaktan münezzehtir. Zaman mefhumu O´nun için söz konusu değildir. Allah Teaîâ´mn kıyamette görüleceğine inanan Ma­türidî, "Allah Tealâ´mn, kıyamette görülmesi meselesinin, kıyamete ait hallerden olduğunu, bu hallerin, keyfiyetlerinin ne olduğunu an­cak, Allah Tealâ´nın bilebileceğini, bizlerin bu hususta, keyfiyetin nasıl olacağını bilmeden, sadece, Allah´ın görüleceğini beyan eden metinleri bildiğimizi söyler.

Mutezile, kıyamette, Allah Tealâ´nın görülmesi meselesini, cisim­lerin görülmesine benzetmektedir. Cismi olmayan bir şeyin görülme­sini, cismi olan bir şeye kıyaslamaktadır. Bu ise, şartları bulunma­yan bir kıyastır. Göz ile görülmeyen bir şeyi, göz ile görülen bîr şe­ye kıyaslamanın şartlarından biri de; görünmeyenin, görülenin cin­sinden olmasıdır. Görülmeyen, görülenin cinsinden olmazsa, kıyasın şartları tahakkuk etmediği için, kıyas temelinden çürüktür.

Böylece Matüridî, Allah Tealâ´nm, kıyamette görüleceği netice­sine varır. Allah´ı görme meselesinin, hesap, sevap ye ceza günü olan kıyamet gününün hallerinden biri olduğunu söyler. Görülmesinı, na­sıl olacağını anlatmaya kalkışmanın mantıksız bir saldırı olduğunu beyan eder. Allah Tealâ´nın, nasıl görüleceğini, gerek olumlu gerek olumsuz yönden bilmeye çalışanın, haddini aştığını, ilminin üstünde olan bir şeyi öğrenmeye çalıştığını ´söyler. Halbuki Allah Tealâ şöyle buyurur: «Ey insanoğlu, bilmediğin bir şeyin ardına düşme. Çün­kü, kıyamet gününde, kulak, göz ve kalb, işte bütün bunlar, yaptık­larından mes´uldürler.»[12]
) Büyük günah; İslâm âlimleri, mümin olan kişinin, cehennemde ebedî kalmayacağı hususunda ittifak etmişlerdir. Ancak, cehennemde ebedi olarak kalmayacak olan müminin- kim olduğu hu­susunda ihtilaf etmişlerdir.

Haricîler, büyük veya küçük, hertürîü günah işleyenin, kâfir olduuğnu söylemişlerdir. Onlara göre, bu gibi bir insan ne nıüslümandır, ne de mü´min.

Mutezile ise, büyük günah işleyeni müslünıan sayar, fakat onun mü´min olduğunu kabul etmez. Onun, samimi bir tevbe ile tevbe etmedikçe ebedi olarak cehennemde kalacağını, fakat göreceği âzâbm, Allah´a ve Resul´üne iman etmeyenlerin azabından daha ha­fif olacağını söyler.

Harici ve Mutezililerin, ameli, imandan bir cüz (parça) saydık­ları anlaşılıyor.

Ameli, imandan bir cüz saymayan, Eş´arî ve Matürîdi mezhep­leri ise, büyük günah işleyenin, hesaba çekileceği ve ceza görebile­ceği, yahut Allah´ın, îûtfu ile o kimsenin günahlarım affedebileceği­ni kabul ederler. Büyük günah işleyenin imandan çıkmayacağını söylerler.

Bu hususta Matüridi´nin görüşü; «Tevbe etmnse dahi, büyük gü­nah işleyen kimsenin, cehennemde ebedî olarak kalmayacağıdır.» Matüridi bu hususta yine şöyle söyler: «Allah Tealâ, Kur´an-ı Keri­minde, kötülüğün derecesine göre insanı cezalandıracağını beyan bu­yurur ve şöyle der: «...Kim de bir kötülük işlerse sadece o kötülü­ğün misliyle cezalandırılır. Onlar, haksızlığa uğratılmazlar...»[13] Şüp­hesiz ki Allah´ı inkâr etmeyenin veya O´na ortak koşmayanın güna­hı, kâfir ve müşrikin günahından daha hafiftir. Allah Tealâ, cehen­nemde ebedî olarak kalmayı, ortak koşmanın ve inkâr etmenin ce­zası olarak tayin etmiştir. Şayet Allah Tealâ, inancı olduğu halde bü­yük günah işleyeni, kâfire verdiği ceza ile cezalandıracak olursa, kişiye, günahından fazla ceza vermiş olur. Bu da, Allah´ın, vaadin­den dönmesi demektir. Allah ise, kullarına asla zulmetmez ve vaa­dinden asla dönmez

saolun

saolun

DOGRU YORUMLAR YAPIN. KONUYU

DOGRU YORUMLAR YAPIN. KONUYU UNUTMAYIN

ya bunlar doğru mu ona göre

ya bunlar doğru mu ona göre yazacam

bilmem doğru değilmi diye

bilmem doğru değilmi diye

mezhepler

Arkadaşlar Allah'ın Mezhebi hangisidir acaba.Eğer,Dur bakalım kardeş,Allah'ın Mezhebi yoktur,Allah'ın DİNİ vardır,derseniz,O zaman sizin neden mezhebiniz var,mezhepsiz olmak demek Dinsiz olmak mı demek,sadece Allah'ın HALİS DİNİNE inanmakla,şimdi ben gerçek müslüman olmuş olmuyormuyum??? Cevap yazarsanız sevinirim.

CVP:mezhepler

Allahın mezhebi ne ha? Bir de Allah'a din verdiniz. Bu sizi dinden çıkarır mı acep?

Din yani yaratılmışlar içindir. Yaratıcı için değil.

Mezhep ise dinin koruyucu bir kalesidir. Görmüyor musun, bir cok cahil mezheplere saldırmaktan, mezhepleri bombabalamaktan dine saldırmaya zaman bulamıyor..

itikadi

çok saol din ödevimi yapacam sayenizde allah razı olsun

allah razı olsun konu

allah razı olsun konu anlatımım vardı bu konuda bana çok yardımcı oldu hiç eksik olmayın hep var olun tekrar teşekürler

çooooooooook teşekkürler

çooooooooook teşekkürler böyle bir bilgiyi bizim le paylaştıgın için...

gerçekten bil..

gerçekten bilgi verici ve işimizi kolaylaştirıyo.......

cok işme yaradı

cok işme yaradı tşkkürler

heva ve heveslere göre bir acıklama olmuş.

biraz selefiyeliğin karalandığını görüyorum. ben katılmıyorum. ama saygı duyarım.

MEZHEPLERE İNANMAK,MEZHEP

MEZHEPLERE İNANMAK,MEZHEP İMAMLARININ BU ÜMMETİN YILDIZLARI OLDUĞUNU KABUL ETMEK ANCAK MEZHEPÇİ OLMAMAK GEREKMEKTEDİR...

harika

harika

çok mükemmel

çok mükemmel

çok mükemmel

çok mükemmel

sagolun işimi gördünüz

sagolun işimi gördünüz yine

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><b><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

DOĞRULAMA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Resimde gördüğün harfleri sırayla yaz
Google
 

Anket

Sinema ve dizilerin islami yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?:

Sünnet . islam . iman . Kur'an-ı Kerim . kıyamet alametleri . Din ve Inanc . Ehli Sünnet . Mehdi . Hadis . Dört incil . Mezhep . cennet . Hıristiyanlık . eshab-ı kiram . tevhid . iman esasları . cinler . Hıristiyanlar . mezhepsizler . cehennem . küfür . ehli sünnet alimleri . ehli sünnet itikadı . mezhepler . amel . isa'nın gökten inmesi . Mehdi'nin çıkış alametleri . ahir zaman . din tahripçileri . eshaba dil uzatmak . islam düşmanları . mezhepsizlik . islam alimleri . incillerdeki çelişkiler . peygamberler . cennetlikler . mümin . sapık fırkalar . hak mezhepler . eshabı kötülemek . eshabı kiramı sevmek . kader . Sinoptik inciller . Hz. isa'nın mucizeleri . mezhebe uymak . eshabı hayırla anmak . Allah'ın sıfatları . Kitab-ı Mukaddes . Hıristiyan inancı . inanç . incil . vehhabilik . ehli sünnet vel cemaat . hadisi şerifler . Yeni Ahid . Muharref inciller . cin . ahiret günü . Müminler . eshabı kiramın üstünlükleri . peygamberimiz . Hıristiyan dünyası . vaaz ve nasihatleri . çarmıha gerilmesi olayı . Kuran ayetleri . Mehdi’nin ortaya çıkışı . islam'ın hakimiyeti . PKK . Ermeni Sorunu . din düşmanları . şirk . ilim . ehli sünnet yolu . Kuran . kadere iman . Yahudiler . tahrifat . Yuhanna incili . Allah'a iman . Misyonerler . mirac . ashaba muhabbet . ashab . müslümanlık . mezhep imamları . itikad . Hz. isa'nın sözleri . hadisler . iman etmek . Ehli sünnet mezhebi . irade . kıyamet günü . hesap günü . kaza . hayırlı amel . Tutku filmi . insanların hayırlısı . eshabı kiramın fazileti .

Son yorumlar